🐹 Seni Seviyorum Sen De Beni Sevme
T3xH5. Hayattaki en ulvi duygu nedir diye sorulursa, her insanın aklına tek şey gelir Sevgi. Yaşamın merkezinden kozmosa doğru akar sevgi; kalplerden kalplere yayılırken birçok ifade biçiminde bürünür. Belki bir ses, belki bir nida, belki bir hareket, belki bir gülücük, belki bir bakış, belki de basit kelimelerle oluşturulmuş seni seviyorum sözleri; hayatın tüm renklerini açığa çıkarır, gözlerden gözlere gökkuşakları nedir ki sevgi olmayınca? Bitkiler güneşi sevmeseydi olur muydu dünya? Ya da insanlar birbirlerini sevmeseydi, gelişir miydik bu kadar? En ilkel zamanlardan beri insanlar sevgiyi yansıtmanın biçimleri aradı. Seni seviyorum mesajları, kısa cümleler ile ifade edildi bazen, kimi zaman da paha biçilemez eşyalar ile. İlk sanatçı eline taşı alıp duvara boğaya çizdiğinde ne düşünüyordu? Yarın yiyeceği yemeği mi, yoksa ona hayatta kalmayı bahşeden canlıya duyduğu sevgiyi mi? Bunu bilemeyiz elbette ama hayatı devam ettiren gücün sevgi olduğundan emin olabiliriz. Yaşamın varoluşundan beri, tıpkı bir ağacın toprağa köklerini salması gibi hayatın tüm boyutlarında damarlar açar sevgi duygusu; kimi zaman bir mektup, kimi zaman bir yüzük, kimi zaman da bir çiçek olarak çıkar insanın karşısına. Sadece bunlar mı? Kimi zaman da birkaç kelime ile belirir ekranlarda, ortamdaki tüm kasaveti örter sıcaklığıyla. Ama insanlar çok çeşitli, bazıları karşısındaki ne kadar çok sevdiği ifade etmek de güçlük çeker. Kelimeler birleşmez bir sevmek bir renk olsaydı, tüm dünya aynı renge boyanırdı. Belki gül kırmızısı belki güneş sarısı, belki de okyanus turkuazı; ama hep daha fazlası…Sen benim güzellik gözlüğümsün. Sen yanımdayken her şeyi olduğundan daha güzel, daha parlak, daha renkli ve daha tatlı çay kokusu gelir burnuna, tavadaki yumurtanın cızırtısı doldurur kulağını, bir de senin kokunu hissedersem yanımda…Cemal Süreya’nın kahvaltı zamanlarını sevdiği gibi seviyorum anlamaktır, güçlenmektedir ve yeniden doğmaktır. Sevgi ile bırakırız sorunlarla kaplanmış derimizi arkada, yepyeni bir ben ile devam ederiz gücü ortaya çıktığında bir kez, hiçbir şey karşısına çıkamaz. Meltemden fırtına dönüşür, derecikten okyanusa; kelimeden kitaba dönüşür, ışıktan aydınlığa; her şey mümkün sen kalbini açtığında…Sevgi ile beraber büyüyeceğiz, serpilip gelişeceğiz. Önce bir fidan, ardından bir ağaç, sonrada bir orman. Uzaydaki bir tohumdan tüm evrene duyguların anahtarı sevgidir. Tüm kapıları sevgi ile açın, karşılaştığınız ne olursa olsun sevgiye dönüştüğünü anne gücünü sevgiden alır, bir baba da öyle. Sevgidir, canlı devamlılığının ortak şifresi ve bu kelimenin sırrı, bazen bir anın içinde, bazen de tüm bir ömrün özünde seviyorum demenin en güzel yollarını arıyorsan, sadece kalbini dinle. Sevginin tüm rotaları kalpten en büyük kanıtı, davranışlardır. Sevgimi içime atmaktansa, göstermeyi tercih ettim her zaman. Çünkü sevgi, saklanmayı asırlardan beri güçlülüğün simgesi oldu. Eski zamanlarda duyguları gizlemek, erkeklerin kullanabileceği silahlardan biri idi. Günümüzde azalsa da bu hala böyledir, sert ve duygularını gizleyen erkek, bazen bir yönetici figürü olarak çıkar karşımıza, bazen de bir baba sembolü olarak. Kimi zaman yönetici olur, kimi zaman da bir okul müdürü. Unvanlar ve isimler ne olursa olsun, her erkeğin kalbinde sıcak bir bölge vardır. Oraya dokunduğunuz anda, en sert suratta bile sıcacık bir gülümseme görürsünüz. Erkeğin gerçek gücü, sevgiden gelir. Seni seviyorum sözleri, uzun ve yorucu bir iş gününün ardından güç verir ona. Kimi zaman çocuğundan, bazen dostundan, çoğu zaman eşinden duyduğu bir tatlı söz, aldığı bir hediye, sarıldığı bir omuz, erkeğin ruhunu yeniler. Seni seviyorum mesajları erkeğe yazılacak ise, bazen insan zorlanabilir. Duygularımızı sakladığımız sürece, sevdiğimiz insanlara içimizden gelen güzel şeyleri söylemedikçe, sevginin yayılmasını sağlayamayız. Sevdiğiniz her erkeğe, hayatınızdaki önemini her zaman hatırlatın. Onu, güzel sözlerle mutlu elini tuttuğum sürece açar tüm çiçekler, sesini duyduğum sürece şakır kuşlar. Seni çok seviyorum ve bir ömür boyu hikayeye başladık seninle, giriş ve gelişme. Sonuç bölümü asla gelmeyecek bu hikayenin, benim sana olan sevgim geliştikçe…Sen benim ışığımsın; cennet kapılarından yüzüme vuran, ruhumu aydınlatıp ömrümü adayacağım bir yol düşünüyorum, düşündükçe kalbim büyüyor, genişliyor, kaplıyor tüm dünyayı. Senin sevgin ile gelişiyorum, evriliyorum ve kendimi buluyorum. Seni çok varsan her şey yerli yerine oturuyor, akıyor zaman bir çağlayan gibi. Gözlerin ise durduruyor zamanı, gözlerimiz denk geldiğinde anlıyorum her şeyi. Seviyorum seni, bütün içtenliğim ve samimiyetim ile…Seni sevdikçe anlıyorum şiirleri, romanları, şarkıları ve ağaçları… Dimdik, güçlü ve koruyucu; sıcak, samimi ve sevgi dolu; hayatımın her anı sende saklı…Tüm hayat gücünü sevgiden alır; ben, sen, o, biz, siz ve onlar…. İnsanlığı sevgi kurtaracak, herkes birbirine güvenirse eğer; tıpkı benim sana güvendiğim seviyorum mesajları resimli gelir bazen, kimi zaman da şiirli. Benim sevgi mesajım ise sadece sana gelir kalbimden, her zaman aşk kırmızısı özlerken zaman hiç geçmiyor sanki, duruyor tüm saatler. Bekliyorum, sabrediyorum ama dayanamıyorum. Çünkü sensizlik, akordu kaçmış bir enstrüman ya da şekersiz bir pasta gibi… beni sevdiğin sürece hiçbir şey karşıma çıkamaz. Ne sınırlar, ne engeller ne de duvarlar durdurabilir beni, sen olduğun sürece aşar geçerim belli etmenin binbir türlü yolu var. Defterin arasında kurutulmuş bir yaprak, değerli bir takı, eğlenceli bir tişört, sayfalarca mektup, akrostişli bir şiir, eskimiş bir kitap ya da çiçeklerle kaplı bir vazo. Sevginizi herhangi bir şey ile belli edebilirsiniz. İçten ve samimi olduğunuz, kalpten gelen hislerle konuştuğunuz sürece, karşı taraf duygularınızı anlayacak ve hissedecek. Sevgi abartı ister bazı zamanlar, doğru ama özünde oldukça sade bir duygu bu. Birini ya da bir şeyi sevdiğiniz zaman, sadece seversiniz, ötesini çok düşünmezsiniz. Ötesini düşündüğünüz anlar da olur elbet, ama bu sevginin özü değil de dış katmanları olarak düşünebilir. Sevginin gerçekliği, eğer seni seviyorum mesajları kısa ve öz ise belli olur. Sadeliğin estetiği ile beraber, aslında uzun uzadıya konuşmanın ya da yazmanın sadece sevgiyi süsleyen güzellikler olduğunu fark edersiniz. Eğer seni seviyorum mesajları uzun bir şekilde bir anlatılırsa bir anlam ifade eder elbet; ama kısa ve öz seni seviyorum sözcükleri her zaman çok daha etkili gelecek iki kelimeye muhtacım, seni seviyorum diyemez isem yüzüne, gözlerime bak, onlar dudağıma bir yol var, her parçasında senin ismin kez gördüğüm efsunlu bir çiçek gibisin, büyülendim, ayrılamam her şeye bir güzellik geliyor, tıpkı beni güzelleştirdiğin gibi oluyorum yanında, sade ve öz. Seni hiç bitmeyecek halisin sen, sonsuzluğa uzanan bir hikayenin ederken seni düşününce kelebekler düşüyor gözlerimin sıcaklığında ısıtıyorum üşümüş dağları delmem, üzülürüm doğaya; seni seviyorum saf bir Seviyorum Sözleri, Uzun Uzadıya Mektuplara Dönüşür BazenSevgiyi anlatmak için sadelik yetmez bazen. İnsanın içinde o kadar yoğun duygular yeşerir ki bazen, coşup taşar hisler. Sayfalar yetmez, öyküler romana dönüşür, şiirler destana. Eğer seni seviyorum mesajları uzun bir şekilde yazılıyor ise insanın oturup düşünmesi gerekir her zaman. Çünkü insan önce yazacaklarını tartmalı. Kelimeleri doğru birleştiremediğinizde, karşınızdakine anlatmak istediğiniz şeyi anlatamazsınız. Bu tür anlarda, eğer seni seviyorum sözleri resimli anlatılır ise çok daha anlamlı olabilir. Bunun için kartpostal ya da kendi çektiğiniz bir fotoğrafı kullanabilir, sevgi sözcüklerinizi en derin duygularınızı yansıtan görsellerle süsleyebilirsiniz. Sadece yaratıcılığınızı kullanın. Birini kalpten seviyorsanız, içinizdeki bir sanatçı yetiştirirsiniz. O sanatçıya izin verin, tüm özgürlüğü ile uçsun. Alın kalem ve kağıdı elinize, onunla ilgili aklınıza gelen her şeyi karalayın. Sonra biraz bekleyin, ardından yazdıklarınızı okuyun ve düzeltin. Ta ki içinize sinene kadar, yazdığınız sevgi mektuplarını düzenlemeye devam edin. Yazıyı alıp baştan sonra soluksuzca okuyabiliyorsanız, tıpkı bir kayığın nehir üzerinde kaydığı gibi gözleriniz kelimeler üzerinde kayıyorsa, yazınızı sevdiğiniz ile seviyorum cümlesi basit görünebilir, öyledir de zaten, zor olan altını doldurmak. Söylersin, yazarsın, bağırırsın ama gerçek olan tek şey gösterdiklerin. Sevgi, gösterebildiklerimiz kadar gerçek ise ben sana tüm dünyayı göstermek isterim. Bitkileri, canlıları, ülkeleri, insanları ve de anıları… Çünkü sana duyduğum sevgi, tüm dünyayı kapsayacak her şey değişir, ben değişirim, sen değişirsin, biz değişiriz belki ama birbirimize duyduğumuz sevgi hep aynı samimililikte kalır. Değişim kötü bir şey değil elbet; kimi zaman hüzünlü, kimi zaman ise coşkulu. Ama insan her zaman bir nokta istemez mi geri dönebileceği? İşte benim o noktam sensin, hangi döngüye girersem gireyim, başında sen duyguları hissettim seninle, en çok sevmeyi sevdim seninle, birlikte sevmelerimizi. Her şeyden ırak, her şeye yakın. Bana yaşamayı sen öğrettin, renkleri tanımayı, varolmanın hafifliğini ve her şeyi olduğu gibi sevmeyi. Seni seviyorum mesajları kısa geliyor bana bazen, sığdıramıyorum sana olan aşkımı ekranlara ve sayfalara. Seni çok güzelsin, çok özelsin, çok farklısın ama her şeyden önemlisi, sen beni bütünlüyorsun. İkimiz bir araya gelince tamamlanıyor resim çünkü sen benim eksik parçamsın. Bir yapboz gibiyiz seninle, sen yokken bitmemiş bir resim, sonlanmamış bir şiir gibiyim…Gündüzleri seni düşünüyorum, öğlenleri ve geceleri de… Zaman akıp gidiyor, ben ise sana doğru akıyorum, tıpkı okyanusa kavuşmayı özlemle bekleyen bir nehir gibi. Sen benim ulaşmak istediğim noktasın, hiçbir engel durduramaz sonsuz olmasını isterdim, çünkü böylece sana her gün seni seviyorum diyebilirdim. Hayat sonsuz değil belki ama biliyorum ki benim sana olan sevgim sonsuz. Şimdi bu bedende, gelecekte bir bilinmezde, kalbim her zaman sana ait olan sevgim bir meyve olsaydı, nar olurdu. Sen onu açtıkça çoğalırdı, fazlalaşır ve binlerce aşk kelimesine dönüşürdü. Sana olan sevgim bir şehir olsaydı, İstanbul olurdu; manzaraları ile insanları büyüler, Fatih’i bile aşık ederdi kendine… Sana olan sevgim bir kitap olsaydı, “İki Şehrin Hikayesi” olurdu şüphesiz, tüm dünyanın okumaya duyamadığı. Sana olan sevgim bir şarkı olsaydı, dillerden dillere aktarılırdı sonsuzluğa kadar…Eğer seni seviyorum mesajları erkeğe söyleniyorsa ve bu erkek hayatın anlamı ise ne yapmak gerekir diye sordum dün bahçemdeki ağaca. Dedi ki bana, git kulağına fısılda, sana seni seviyorum demediğim her anı yırtıp atmak almak istiyorum hayatın tarih seviyorum dedikçe açılır kalp, gelişir ruh, büyür beden, evrilir dünya. Seni seviyorum demek açar tüm kapıları insanlığa, doğup büyürken insanoğlu, sevgi görürse yükselir yeni uçuyorum seni görünce. Gökyüzünde süzülüyorum özgürce, tüm dünyayı görüyorum yukarılardan, her yer sen, herkes sen. Seni seviyorum tüm bedenimle, asla bitmeyecek bir şekilde; tıpkı suda süzülen bir denizanası gibi açılıp kapanıyor kalbim coşkuyla, seni her gördüğümde. Aşkı Tamamlayan Seni Seviyorum Mesajlarıİnsan sevgilisine her gün güzel şeyler söylemek ister. Her geçer gün, bir adım daha yukarı çıkmak ister, bir kat daha koymak ister temelin üzerinde. Çok normal. İnsan, sevdiğine iyi hissettirmek ister. Kimi zaman değerli bir hediyedir bunun ifadesi, kimi zamanda bir araya gelmiş birkaç söz öbeği. Seni çok seviyorum mesajları düşünürken zorlanabilir insan, çünkü herkes kendini özgün ve farklı bir şekilde ifade etmek ister. Bazısı kelimelerde yeteneklidir, insanı sevinçten uçuran şeyler yazar. Bazısı lafazandır, bir konuşmaya başladı mı sevgilisi asla o an bitsin istemez. Kimisi zengindir, dünyayı önüne döker sevgilisinin. Kimisi ise fakirdir ama aşkı ile zenginleştirir dünyayı. Ne olursa olsun insan, her zaman ortak bir noktada birleşir, biz de ona sevgi bir ülke kurdum kalbimde, başkenti sensin. Kalbimden geçen yollar hep sana varıyor, hep senden benim başıma gelen en güzel şeysin şu hayatta. Bütün hikayelerin sonunda, tüm kelimelerin başında sen varsın. Seni çok seviyorum, tıpkı bir ağacın toprağı, tıpkı bir martının denizi, tıpkı bir bulutun rüzgarı sevdiği gibi…Sen karanlıkta açan bir gökkuşağı gibisin adeta. Renklerinle aydınlatıyorsun hayatımı, duygularımı ve ruhumu. Sen benim başıma gelen en güzel şeysin. Seni çok ve mutlulukla ilgili her cümle seni anlatıyor. Penceremden gördüğüm güneş yansıması, fark ettiğim değişik bulut, baharda açan ilk çiçek, şarkı söyleyen bir melek, yaz yağmurunun alnıma düşen ilk damlası… Hayatın tüm güzellikleri seni hatırlatıyor bana, küçüğünden büyüğüne tüm ayrıntıları ve şekilleri bana seni getiriyor…Sana olan sevgimi anlatmaya çalışsam ne kelimeler yeter ne de sayfalar. Seni çok seviyorum bal buluşunca kendimi buluyorum. Senin sözlerinle kendimi tanıyorum. Senin dokunuşlarınla kendimi hissediyorum. Seni çok sevgin ferahlatıyor kalbimi. Tüm sorunlarımı unutuyorum senin yanındayken, ruhumu besliyorsun varlığınla. Seni çok ama çok olduğun ne güneşe gerek var, ne de aya. Güzelliğin aydınlatıyor her olmayınca yanımda bir boşluk oluyor içimde. Karanlık, soğuk ve duygusuz bir boşluk. Sen o boşluğu dolduruyorsun sıcaklığınla, sevginle ve aşkınla. Seni her şeyden daha çok seviyorum ve bir resim ise eğer, sen varsın her yerinde. Dağlarında, ormanlarında, şehirlerinde ve yollarında. Tek bir çiy tanesinin üzerinde… Bir ağaç dalında şakıyan kuşların gözlerinde… Belki de tarlaları biçen bir işçinin terinde… Belki de pencerenin önünde oturan küçük bir kızın gamzesinde… Mutluluk ile her şey, senin ile ilgili birtanem…
birine "seviyorum seni" demek daha kolaydır. ama "seni seviyorum" demek daha zordur. örneklerle açıklayalım- baaak sana ne aldım?! çikolatalı milkşeyk çok ayyyy nasıl da biliyor beni. seviyorum seni...****- baaak sana ne aldım?! çikolatalı milkşeyk çok ayyy nasıl da biliyor beni. seni seviyorum...şimdi mesela ilk diyalogda gayet kankaca dururken cümle, ikincisinde birden romantik bir hava oluşmuştur. işte fark budur. biri ardından akla ekmeği tuza banmak deyimini getirir, diğerinin ise çıkacak suyu kalmamıştır. arkadaş olan karşı cins yanlış anlaşılmaya mahal vermemek için ikinci söylem tercih eder. bu tarz bi durumda yine de garip bi etki* bırakır. çünkü ayrım anlamda değil vurgudadır. bir de sevsinler seni türevi vardır. başbakan söylediğinde bil ki başına birşeyler gelecektir. sadece "seviyorum" versiyonu daha farklıdır. kişi üstüne alınır, daha güzel olur. "seni seviyorum" diyen ses nejat işler'in olabilir mesela, mesela taner birsel'in olur. sesine aşık olunabilecek erkeğin ağzından çıkar gibi bu."seviyorum seni" daha buyurgan daha nazal. "tarif edemedin" diyorsun ama düşün dila hanım'da kadir inanır söylüyor bunu türkan şoray'a. buyurgan, öfkeli, maço de "ben de" modeli var bunun. kendi demez sen dersen "ben de" der. ona koca denir işte. farkı bu. kişilerin kendi beyinlerinde yarattıkları farktır. ikisinin de yüklemi sevmek, öznesi ben, nesnesi sen işte. ikisi de sevgiliye, aileye, arkadaşa, yoldan geçen herhangi birine gönül rahatlığıyla söylenebilir, aynı anlama sevgisinden emin olamayanlar ise şüpheyle yaklaşır. "seviyorum seni" dese niye "seni seviyorum" demedi diye hayıflanır. "seni seviyorum" dese niye "çok" demedi der. onu da dese niye "sana aşığım" demedi sorunu baş gösterir. kendine dert yaratmak isteyene malzeme çok yani. seni seviyorum'da vurgu sen'dedir. sensindir sevginin seni'de vurgu sevmek'tedir. sevmek ihtiyacı duyduğu için varsındır sen. sana rastgelmiştir sevgisi. ekşi sözlük kullanıcılarıyla mesajlaşmak ve yazdıkları entry'leri takip etmek için giriş yapmalısın.
Seni seviyorum. Sen de beni sevme. Bir portakal ağacının hayatı boyunca yetiştirdiği portakaldan sonuncusu ol ve C vitamini olarak girdiğin vücuttan büyük bir fikir olarak çık; Esatir-i Yunaniye seni de yazsın. Benim için… Bir zeytin fidanı dik, zamanla ölmez ağacı’ olur adı; en az yıl yaşar ve yaşadığı zaman boyunca da hiçkimseyi öldürmez. Benim için bir cümleden ibaret olacağına, işçiliğiyle göz kamaştıran bir anafikir ol. Eski balıkçılardan dinlediğin bir efsaneyi hatırla ve suyun altında burun buruna geldiğin bir orfozun gözlerine bakıp “Neden öyle büyük büyük bakıyor?” derken, suyun altında bir denizkızı gördüğü için öyle bakıyor olabileceğini düşün. Kaz Dağının eteklerinde sakız reçeli, mor kekik, kuru incir, zeytinyağı, limon kekiği ve adaçayı satarak ailesini geçindiren ve okul masraflarını dahi kendisi çıkartan 12 yaşındaki bir çocuk ol. Bir çocuk ol ve kafiyelere uyma. Sigara tütününden deniz atı yap. Senden daha iri cüsseli bir adamla güreş tut. Adı “Sefil” olan mutlu bir fil çiz. Hava kararsın. Assos antik kentine, “tarihi eser kaçakçısı” şüphesiyle tutuklanabileceğine aldırmadan, kapıları kapandıktan sonra tel örgülerinin altından sürünerek kaçak gir. Tüm Athena Tapınağı senin olsun. Hayatının en güzel manzarasına karşı o gece kırmızı şarap iç; yıldızlar altında Zeusa bir dal sigara kurban et. Bir kitapçıya uğra ve daha önce okuduğun ve sevdiğin ve bu yüzden bir arkadaşına da okusun diye ödünç verdiğin bir kitabı, sana geri dönmeyeceğini bildiğin için yeniden satın al. Bu kitabı bir başkası istiyorsa da, onun gözlerine baka baka o kitabı ver ona ki alnında kocaman kocaman harflerle ENAYİ yazsın. Enayi ol çünkü bilgelik enayilikten doğar. Enayiliğinle gurur duy; şark kurnazları için hayatın kontenjanı hiç dolmaz. Gecekondularla onur duy. Çünkü bugün saraylarda oturanların yaşaması için verilen her savaşta, o evlerde yaşayanların dedeleri öldüler. Gecekondularla onur duy çünkü gururla gösterilen şu apartmanlar denizinde, gecekonduların bahçelerinde halen en az üç kavak, beş erik ağacı, bir o kadar da sebze meyve ve çiçek sürüsü var. Köpeklerininse tasması yok. Bir köpek ol, Diyojen seni kıskansın. Doğunun hükümdarlarının kendilerine niçin “zil-ullah-ı rûy-i zemîn" yani “Allah'ın yeryüzündeki gölgesi” dedirttiklerini düşün ve sen kendine böyle dedirtmeye çalışsaydın, seni nasıl da taşlayarak öldüreceklerini; bir cümlenin nasıl da ölümcül bir gücü olabildiğini ve her cümlenin, coğrafyasına ve makamına göre değişen anlamlar içerdiğini. Sen de beni sevme. Demine, devranına hû de. Deniz Ayvazovski olsun, dalgaların boyu birkaç metre olmasına rağmen “Üşürüz” diyen arkadaşlarına baka baka suya gir. “Hasta olursun” desinler, hasta olmazsın. Fırtına vakti, dalgaların üzerinden uçuşan kelebeklerden ol. Ametistler boynunu, dumanlı kuvarslar avuç içlerini öpsün. Lapis lazuli taşından bir kolye ucu yap, belki milyon yıl sonra bir arkeolog, senin için “bu insanın Uzak Doğuyla bir bağlantısı olabilir” şeklinde yanlış bir tahmin yürütsün. Urfa Göbeklitepedeki dilek ağacının dibinde hayatının en demli çayını iç; çay sevmiyorsan, hayatında ilk defa mırra tat. Troyanın kayıp heykeli Palladion sen ol ama seni hiçkimse çalmasın. Kollarını kanatıp da birbirlerinin kanlarını emerek kan kardeş olanların makamını, kardeşlik için yakılan şarkıların meyanını iliklerine kadar hisset. İspanyolların her “Olé!” deyişlerinde aslında “Allah” diye bağırdıklarını biliyorsan, yolun Endülüs coğrafyasına mutlaka düşsün;bir akşamüstü çiçekler ve kadınlar arasında flamenko izliyorken, topukları yere vuran o İspanyol ’gypsy’, seni hiç anlamadığın ama çok iyi tanıdığın bir dilde çağırsın kendine. Hiç tanışmamış olsalar da tanışmadan birbirini tanıyan insanların, birbirlerine ait anlamları binlerce yıldır kendilerinde barındırdıklarını gör. “Bazıları köle olarak doğar” diyen Aristonun, vasiyetnamesinde “kölesinin serbest bırakılmasını” isteyişindeki o gülünç hikâyeyi düşün; 23 bıçak darbesiyle öldürülen Sezarın ardından, “Sezar’ı sevmediğimden değil, Roma’yı çok sevdiğimden” diye bağıran Brütüsün telâşını. Beni çok sevme. Bir kitap yaz; son cümlesi “gök gürültüsü” olsun. Marsilya kentini kuran bir Foçalı ol; Roma kentini kuran Antandroslu bir Troya kaçağı. “Omnia mea mecum porto” yazılı bir dövmen olsun; okuduğun o çok sevdiğin kitapta adına en çok üzüldüğün karakterin adını taşıyan bir de teknen; Samoslu Epikürosu ve tüm bahçe filozoflarını kıskandıracak kadar güzel bir de bahçen. Şaraplık ve sofralık üzüm, erik, zeytin, iğde, nar, ayva, antepfıstığı, incir, şeftali, satsuma, limon, sakız, buhur yetişsin o yeşile çalan bahçede; o bahçenin orta yerinde de korkuluk diye diktiğin bir faltaşı, bir Priaposheykeli olsun. Çünkü Priaposun kocaman penisi, ölüme meydan okumaktır. Baharın rüzgârları, bahçenin kokularını karşı adalara taşısın. Ada halkı senin bahçenin kokuları nedeniyle mis kokan adaları için “Moshos” desinler. Salatanda roka mutlaka olsun. Bahçenin zeytinlerinden taşbaskıyla elde ettiğin erken hasat zeytinyağına doyur salatayı. Rakıyı fazlaca kaçırıyorsan, eskilerin “kinara” dedikleri enginar, bahçenden eksik olmasın. Bir sevgilin olsun ya da olmasın; sen de beni sevme. Afrika kadar sömürüldükten sonra bile, ben de dahil hiçkimseye borcun olmasın. Bırak da saçların bugün dağınık kalsın. Bugün, güzel kalçalar sana da ilham versin. “Benden ne istersin?” diyen Büyük İskendere, “Gölge etme, başka da ihsan istemem” dediği için; İskendere “İskender olmasaydım, Diyojen olmak isterdim” dedirten bir fıçı filozofuna dönüşsün ruhun. Simurgu arayan kuşları Kaf Dağının ardına götüren bir Hüthüt ol; bir şehzadenin başına konmuş güzeller güzeli bir Hümâ; yedi vadili ahir zamanda, kalbur samanda keyif çat ki seni masallardaki tembel ağustos böcekleri bile kıskansın. Hiç tanışmayacağın ve tanımadığın insanlar, en olmayacak duandan sonra bile gizlice “amin” desinler. Kristof Kolombun haritalarını ele geçirdiği zaman, Piri Reisin gözlerinin nasıl da parladığını hayal et ve gözlerin hep öyle parıldasın çünkü gözleri parlayan insanın yaşı olmaz. Sana güleryüzüyle para üstünü uzatan kasiyere, sen bir buçuk defa gülümse. En az yüz kiloluk bir yayın balığının, o tuhaf bıyıklarıyla, bir Osmanlı beyefendisi gibi sular altında sergüzeşte dalmışken, tavladığı dişi yayın balıklarının yaptığı tatlı nazı düşün. Achilleusun ordularının üzerine yürüyen Skamandros nehri gibi ak. Titanların savaşına karışma, bırak da ne bok yerlerse yesinler. Şu yıldızlı gökkubbede, güneşten ve aydan sonra en çok parlayan sen ol; Afroditten al adını; sana Venüs yıldızı desinler; çobanlar seni “çoban yıldızı” diye sevsinler, akşamcılar “akşam yıldızı” diye; sabah namazına kalkan hacılarsa “sabah yıldızı”. Beni sen de sevme. Düğününü İdada yap ama Erisi bile davet et. Gerçek olamıyorsan bile, pek de güzel uydurulmuş bir yalan ol. Atinalı bir “metiokos” yani bir liman haytası olacaksan da, ellerin ayakların yine de bakımlı olsun. Bakımlı eller ve ayaklar, fonksiyonelliğe meydan okumaktır. Orospuysan, işini severek ve hakkını vererek yap; orospuluğun orospusu ol; Periklesin karısı Aspasia, İskenderin anası Olympia dahil tüm heteirler seni kıskansın. Hepaistostan daha fazla çalış. Sokrates’ten daha çok düşün. Tembellik hakkını yine de sen savun. Yediğin zeytinin çekirdeğini avcuna tükürürken, tufandan sağ kurtulan bir güvercinin onu tükürüp de zeytin ağaçlarını tüm devrana nasıl da peydah ettiğini tasavvur et. 21. yüzyılın Oscar Wildeı sen ol, havandan geçilmesin; ölürsen, mezar taşında ruj izleri eksik olmasın. Sırf güzel şiirler yazıyor diye mor kahküllü, bal gülüşlü, arı Sappho olmaya çalışma; bu defa, Lesboslu şair güzelim Sapphonun güzeller güzeli manzarası olmaya çalış. “Üç güzeller yarışması“ndaki altın elmayı, “üretim hatası var” diye Hermes’le Zeus’a geri yolla. Güzelliğin hükmünü Parise bırakma, güzelliğin hükmünü veren sen ol. İskenderiyeli Hypatiadan daha güzel olmaya çalışacağına, ondan daha bilge olmaya çalış. Aşk ya da bilgelik uğruna dağları delmene gerek yok; dağlarda birkaç gün geçirmen ve kendini kendine doğru adımlaman kâfi. Sevdiğinin zannı altında ol, pirinin kalbinde. Pirin aşığın olsun. Gökkubben pirin. Sen de beni sevme; ben seni severim. Sen bugünlük keyfine bak. Karnın acıkırsa da hayatında ilk kez meyveleri dalındayken tat. Tıka basa yemek yeme ama rüyanda şu pırıl pırıl dolunayı kurabiye gibi yediğini gör; deniz seviyesinin 39 kilometre üstündeyken bile dünya senin olsun; Babil Kulesi bile zevke gelip yeniden kurulsun. Boğazın suları üç kere çekilip, beş kere kudursun. Şişmanlıktan çatlıyorsan da heykelini Rubens yontsun. Bir kedi ol, gezdiğin tüm çatıların kiremitleri çıtır çıtır şarkılar söylesin. Binlerce yalan uğruna yaşayacağına, seni sen yapan bir tek gerçek uğruna öl. Fırında yemek yap çünkü fırın mutluluktur. Masanda canlı çiçekler mutlaka olsun çünkü çiçeğin canlısını sevmek aşk-ı ekberdir. Paraların ön yüzüne resmini yontacakları kadar ünlü değilsen, Efes paralarındaki arı figürü kadar ünlü ol. Kızılırmakın antik adı “Alyscamps“ın döne dolaşa nasıl olur da Paris Champs Elysee’nin “Elize“sine evrilebildiğini düşün. Eğer okumamışsam, bana Sabahattin Alinin Kürk Mantolu Madonna’sını hediye et. Eğer delirmemişsem, beni delirt. Zaferlerini zeytin, defne ya da mersin yapraklarıyla yaptığın çelenkleri saçlarının hemen üzerine koyarak kutla; aralarına birkaç ölü arı serpiştir ama arıları öldürme. Sana deli diyene, sen divaneyim de. “Lykia Yolu’nu yürüyeceğim” deme, hiç değilse bu yaz, bu defa yürü o yolu. Oğuz Atayın Tutunamayanlarını artık bitir. Kitap yazamıyorsan bile, bir kitap yazsaydın, adını ne koyabileceğini düşün ve bir kenara not et; kulübe hoş geleceksin, çünkü artık bir kitap yazmaya başlamış olacaksın. Sen de beni sevme, n’olursun… Hellenin de boğulduğu yer Hellespontun en dar yeri Sestos ve Abydos arasında boğulan Hero ve Leandros için yas tut mesela; Kala-i Sultaniyye sana eşlik eder; görürsün. Ben muhtemelen aynı yeri yüzerek geçmeye çalışacağım, bir mayıs akşamına doğru. Beklerim. Bu dünyanın tüm çatışması ve kederi, rind ile zâhid arasındaki haldedir; Dionysos Bacchus olamayacağını biliyorsan, adı Bakkahilerden, yani Bakha'lardan, yani İbbakilerden, yani Zembekikoslardan gelen bir Zeybek ol; “Evohe!” diye bağır, harmandalına gönlünü ver; zeybeklerin başlarındaki çiçekli yazmaların, aslında, antik dünyada Bakkahi’lerden kalma çiçek çelenkleri ve asma yaprakları olduğunu bil ve zeybekleri sev. Ege'yi sev. Harmandalını sev. Harmandalı oynayan zeybeklerin, kollarını her havaya kaldırıp yere çöktüklerinde, aslında, şaraplık üzümleri toplayıp sepetlere koyduklarını ve yeniden ayağa kalktıklarında da o üzümleri şarap olsunlar diye ezerek kendinden geçen Dionysos alaylarına karıştıklarını gör. Madde ve mâna ayrımında Dionysiak şölenlere ruhunu ve bedenini kaptır. Dionysos'un aşkına; yer gibi kertil, toprak gibi savrul; mey gibi ak, sel gibi vur! “Âteş-i ıskest ke’nder ney fütâd, cûşiş-i ışkest ke’nder mey fütâd”ı ezberlemene gerek yok; anlamını bilmen yeter. At nalı şeklindeki bir şölen masasının etrafında yaptıkları “aşk”konuşmasına, “Bugün neyi övelim?” diye başladıkları için bile, Platonun Şölen isimli diyaloğunu okumayı her dem sürdür. Milâttan önce 585 yılının 28 Mayısında güneş tutulması olacağını önceden hesap eden adam, Miletli Thales, “her şey sudur” diyorsa; vardır elbette bir bildiği daha; madem böyle, bu su metaforunun bir ucundan tut ve suyun altında yıkanıyorken, kendinin de tamamen su olduğunu düşün; epey rahatlatıyor. Bunu da ben söylüyorum sana, Thales değil. Duşun altında değil de denizin ortasındaysan; suyun yüzeyine sırt üstü yat ve gökkubbeye bakıyorken, boşlukta uçuyor olduğunu düşün; gülümseyeceksin… Su gibi olursan eğer, kalbinle düşünecek, beyninle seveceksin. Gün gelecek, felsefeyle ileri derecede ilgilenen herkesin “bilge” olmadığını anlayacaksın; kocaman profesörlerin bile birer zavallı olabileceğini. Sayılara mutlak bir inançla bağlı olan ve bugünkü birçok tarikatın da kökeninin dayandığı Pisagor efendiyi düşün Dik kenarları 1 birim olan bir dik üçgenin hipotenüs uzunluğunun rasyonel bir sayı olmadığını kanıtlayan öğrencisi Metanpontumlu Hippasusu, sırf bu yüzden bir kaşık suda boğmadı mı? Pisagor bir katildi ve filozoflar da dahil her insan, bir kaşık suda boğma heveslisi yaratıklardır. Fakat bazıları da vardır ki felsefelerinin tutarlılığı uğruna, Empedokles gibi de Etna kraterinin ağzından atarlar kendilerini. Yanardağların ağzına geldiğin vakit, Empedoklesi ve bizi düşün. Santorini Adası'na bir gün düşerse yolun, halen dumanı tüten Nea Kamenivolkanına bakıp, Firostefani sırtlarına kurularak kayıp kent Atlantis'i ve bizi düşün. Arabeskler ve tılsımlar aklının bir köşesindeyken, bana en büyük yazarların ve filozofların gözleriyle bak. Nebrisler giyindiğin zamanlardaysa en yükseklere kurul; senin makamın için “post nişin” desinler. En yükseklerdeyken çamurun dibinin parlak olduğunu unutma çünkü makamının yüksekliğine bu yakışır. Apollon'dan gözünü alamadığında dahi, Dionysos alaylarında saf tut. Bozkırın yalnızlığına, ormanların kalabalığına aldanma; aslında her ikisi de senin etrafın. Labrisini toprağa gömsen bile nereye gömdüğünü unutma. Sen de beni sevme, ben seni severim. Yeri gelir, sana şiirlerden börekler açarım. Pers topraklarına kadar uzanıp Sohrabtan bir iki satır bile okurum; Hayyam efendi dahi bizi kıskanır. Bakarsın bir akordeon sesi duyulur bir yerlerden. Ne zaman bir akordeon sesi duysam, durur dinlerim. Beni durdurmak için akordeon çal. Sen de beni sevme, ben seni severim. Günlerden cuma ve ne dediğimi bilmiyorum; zürafalar yine gümbür gümbür bulut yiyor. Karşına şair Pindarosun evi gibi dikilmezsem de benim adım cihanda sulhdeğil! Ne zaman bir gemi görsem, yeni Troya'yı kurmak için denizlere açılmayı kafasına koyan bir Aeneas olurum. Ne zaman bir gemi görsem, Harara kaçmayı kafasına koyan acemi bir Rimbaud olurum. Acemi sözcüğünün, “Acem“den gelip gelmediğini de düşünmeden edemem. Kafamın içinden, üstünde dev balinaların yüzdüğü, kiklopların cirit attığı dev portolon haritalar çizer, riskli rotalar belirlerim. Portolon sözcüğünün etimolojik kökeninin, Portekizli denizcilerden gelip gelmediği takılır aklıma bu defa. O gün bir buçuk hayalperestsem eğer, Afrika haritasını fillerin kulağına benzetirim. Yeri gelir, Kserkes gibi de kabaran denizleri kırbaçlarım. Yeri gelir, “gibi” olmam, “ta kendisi” olurum; İthakaya varamayan gemilerin tayfası, cennetten kovulanların elması. Sen de beni sevme, ben seni severim. Bu gidişle yemediğim halt kalmaz. Uçurtmaya “uçutturma” bile derim. Köprüler kurulur, köprüler yıkılır. Kara yakılar yakan, tılsımlı bakılar bakan yaşlı bir ’şaman’a dönüşürüm. Köprücük kemiklerim derinleşir; belimdeki venüs gamzeleri belirginleşir. Sen de beni sevme, ben seni severim. Çünkü sevgide demokratlık diye bir şey yoktur. Sevme halinde ayar, sevme halinde ölçü yoktur. Mintarafillah, ortasını bulamadık diye, Aristoteles efendi bize kızar. Sırf bu yüzden, “Demokrasi” diye diye kıçını yırtan, gözleri döne döne dört dörtlük bir “tiran“a dönüşen o adama seve seve meydan okurum. “Köle ahlâkı“yla değil de “efendi ahlâkı“yla meydan oku sen de ve bu sistemde senin efendin olmuşların efendisi olmadan da bu hayatı terk etme. Emin ol ki yapayalnızsın bu savaşta. Emin ol ki yapayalnızım bu savaşta. Yalnız savaşında sana başarılar dilerim. Yalnız savaşımda kendime başarılar dilerim. Başarı dileklerim bize mikron mikron güç veriyorsa, artık yalnız değiliz ve kazanacağız. Hazırlıklar başlasın çünkü kazanacağız ve çok kalabalık yalnızlarız. Kazanacağız çünkü devrim başıbozukluk ister. Efesli Herakleitos bile devrimle değişir. Zafer çelengini ben örerim mersin yapraklarından. Balkanlardan Himalayalara kadar uzanan 15 yaşında bir İskenderolurum. Sen yeter ki beni de sevme. Ben seni sevmeler diktasını ilân ederim. Diktatörlük günlerinde, git okulunu falan as örneğin. Okulun yoksa da işinden istifa et. İşin de yoksa bu durumu sanata dök; işin sanatın olsun, seni sevmek de benim sanatım. Yorulursan, ayaklarına ben yaparım en güzel masajları. Dithyrambos, bağbozumu şenliklerini başlatır. Merak etme; parasız da kalmayız; parasız kalacaksak da aç ve keyifsiz kalmayız; denizlerin balıkları ve ormanların meyveleri halen canlı ve leziz. Bağlarda, güvercin yumurtası büyüklüğündeki üzüm taneleri halen bozulmuş değil. Plajlar halen yatılabilecek ve cırcır böcekleriyle panik ataklar yaşayabileceğimiz kadar geniş… Ben seni böyle de severim ve panlar, kendi çıkardıkları sirinks seslerinden panik içinde kaçışır. Ağustos böcekleri, cırcır böcekleri ve çekirgeler, kendi çıkardıkları cırsesinden uçuşur. Ateş böcekleri üçer beşer deniz fenerine dönüşür. Biz o aralar hiç oralı olmayız ve üstümüzü gece örter. Bakarsın, bir yerlerden bir lir sesi duyulur. Ben ne zaman bir lir sesi duysam, durur dinlerim. Ben ne zaman bir şeyi durup da dinlesem, ona aşık olurum. Parmaklarım hem liri, hem de seni sever. “Git, bir işe yara” diyenlerden de olamam. “Git, bir şişe şarap aç” derim; daha iyi. En nihayetinde, kitabımızda "in vino feritas” yazdığı için, "in vino veritas“ yazılı durur bizim bağımızın bahçemizin kapısında; sen beni sevmesen de olur, çünkü benim için güzel olan, “salt fonksiyonel olmayan“dır. Benim için güzel olan, “yüzde elli tahmin edilebilir ama yüzde elli öngörülemeyen olan“ın adıdır. Şaraplık üzümün bile güzel tanesi, mücadeleyi sevenidir. Azıcık güneş görmek için, en soğuk iklimde bile kendisini hırpalayanıdır. Benim için güzel ol; bir fırtınanın başlatıcısı bir kelebek. Ben süt beyaz omuzlarının üzerine cupidonlar bile kondururum. Uğruna daktiller dökerim, sen bir işe yaramasan da olur. Çünkü sevgide işlevsellik yoktur ve benim işim güzeli sevmektir. Aşkta Hitler, sokakta Shakespeare, yatakta Hectorum. Senin için beş para etmesem de olur, çünkü seni seviyorum. ”Pes sühan kütâh bâyed vesselâm“ ”Ben de seni” deme; bana aniden bir şeyler söyle. Ozan Önen 2. 11. 2012, Cuma - Çankaya, Ankara * Bu yazımın kısa versiyonu, L-Manyak Dergisi Nisan 2015 sayısında yayımlanmıştır. 
Seni ne kadar cok seviyorum sozleri? İşte en güzel 5 seni seviyorum sözü önerisi; Güzel şeyler zorlu yollardan geçer. Ne zaman ümidimi kaybetsem aklıma hep o söz gelir. “ … Belki dünyanın sonu değilsin ama sen benim solumda bir dünyasın… … Seni ben canımın içine sakladım. Seni çok seviyorum. … Gülüşünü seversin, sesini seversin, sohbetini seversin… En güzel seni seviyorum nasıl söylenir? İşte o büyülü iki kelimeyi söylemenin en romantik 20 yolu Seni düşündüğüm zamanlarda kalbim, heyecan ve özlemle patlayacakmış gibi hissediyorum. 2. Onlar sadece bir kez aşık olunabileceğini söylüyorlar ama bu doğru olamaz, çünkü ben sana her baktığımda yeniden aşık oluyorum. 3. Seni her şeyden çok seviyorum. Sevgiliye ne kadar çok sevdiğini anlatan sözler? Hepsinde sen varsın benim tek gerçek aşkım. Seni çok seviyorum. Hayatıma giren en güzel ve en hayırlı şey sensin aşkım. Seni bir ömür boyu sevmek ve her zaman mutlu etmek istiyorum….Seni Çok Seviyorum Mesajları Hayatım boyunca başıma gelebilecek en güzel şey sensin. … Seni kimse sevmese bile en çok ben severim. Seni seviyorum çünkü sadece kim olduğun için değil? Sadece kim olduğun için değil, seni sen olduğun için seviyorum. Seninle beraberken kim olduğumu, benliğimi anladığım için seni seviyorum. Sadece kendine yaptıkların için değil, bana kattığın güzellikler için seni seviyorum. İçimdeki çocuğu,saklı kalmış beni yeryüzüne çıkardığın için seni seviyorum. Seni Seviyoruma karşılık ne denir? karşılıklı ise “iyi ki varsın” olabilir. “ben olsam, ben de beni severdim.” “ben de seni seviyorum.” birşeyleri de bırakın, basit, sade, temiz, ikirciksiz, samimi kalsın. Seviyorum seni ekmeği tuza banıp sözleri kime ait? Seviyorum seni şiiri – Nazım Hikmet Ran. Seni seviyorum Emojisi hangisi? Emoji sembolü 🤟🏻’in anlamı seni seviyorum işareti açık cilt tonu’dir, açık cilt tonu, el, seni seviyorum işareti, SS ile ilgili, emoji kategorisinde bulunabilir “👌 İnsanlar ve Vücut” – “👌 el parmakları-kısmi”. Sevginin ne olduğunu anlatan sözler? Sevgi Sözleri Sen yeter ki içinden de olsa bir seni seviyorum de; Benim kulaklarım çınlasın kafi… Sevebildiğin kadar sev, hayat kısa… Aşk ateşten bir parçadır; önce ruhunu aydınlatır, sonra bedenini ısıtır. … Çünkü her bir zerrem aşık her bir zerrene. Yüreğini sevdim cancağazım, daha sözüm yok. Sevgiliye ne yazılır? Sevgiliye güzel sözler Seni ben canımın içinde sakladım. … Sen benim gökyüzüne gönderdiğim duamın yeryüzündeki cevabısın. Sen hep gülümse ki yüreğinin güzelliği gülüşlerinde canlansın… Ve aşk. … Sen benim görmek için, bakmaya gerek bile duymadığım ezberimsin. O kadar güzel gülüyor ki tamam diyorum bu kadar yaşadığım yeter. Bir erkek seni seviyorum derse ne anlama gelir? Birçok erkeğin bu sihirli cümleyi söylemesi için karşısındaki kadının sevgisinden ve ilişkilerinin sağlam olduğundan emin olması gerekir. Bazı erkekler seni seviyorum derken karşısındaki kadına ben senin yanındayım ve burada olacağım’ mesajı verir aslında. Seviyorum Seni yazarı kim? Seviyorum seni şiiri – Nazım Hikmet Ran. Uzaktan seviyorum seni şiiri kime ait? Uzaktan seviyorum seni şiiri – Cemal Süreya. 🤟 🤟 anlami nedir? Emoji sembolü 🤟in anlamı seni seviyorum işareti’dir, el, SS ile ilgili, emoji kategorisinde bulunabilir “👌 İnsanlar ve Vücut” – “👌 el parmakları-kısmi”. … 🤟, yeni Emoji değiştirici dizileri oluşturmak için bu cilt tonu Emoji değiştiricileriyle birleştirilir. 💞 anlami nedir? Emoji sembolü 💞in anlamı dönen kalpler’dir, aşk, dönen, dönen kalpler, kalp, kawaii, sevimli ile ilgili, emoji kategorisinde bulunabilir “😂 Suratlar ve Duygu” – “💋 duygu”. Gerçek sevgi nasıl belli olur? Gerçek sevgi nasıl anlaşılır? Gözlerini sizden alamıyorsa… … Kendinizi özel hissetmiyorsanız… … Çıldıracağını düşündüğünüz konularda sakin kalıyorsa… … Sürekli kendinizi suçlu hissediyorsanız… … Davranışlarının sizi etkilediğinin farkındaysa… … Sizi görmezden geliyorsa… … Sizi mutlu eden küçük şeyleri biliyorsa…
seni seviyorum sen de beni sevme