🐷 Insan Yüzü Ne Zaman Oturur
tüme varım yapanlara hediye, ödül gibi bir şey veriyolar bu ara sanırım, herkesin bir genelleme yapası var. öğrenci evlerinin gerçek yüzü orda belirli genelde az bir miktar para alan, aldığı bu parayı kendisi kazanmayan insanlar oturur. evlerdeki vurdumduymazlıklar burdan kaynaklanır. ayrıca kimin aklına geliyor lan
Çene ne zaman oturur? Çocuklarımızı ortodontistle tanıştırmak için en ideal dönem 7-8 yaşlarıdır. Bu yaşlarda tespit edilemeyen bazı çarpıklıklar, çene yapısı artık oturmaya başladığı için çenenin sağlıklı ve güzel gelişimini etkiler. Dişlerdeki çapraşıklıklar ve dengesizlikler bu yaşlarda daha kolay
28Muska takarlar boyunlarına içindeki ne yazılı olduğunu bilmediği halde güvenirler,muska her zaman tesir göstermez, her muskada cinlere tesir etmez. çoğu zaman cinli insan boğuluyorum daralıyorum hissi ile boynundan muskasını çıkarır atar, çoğu muska cini susturur ve tehlikeli hale getirir,cinin susması insanın içine tam
Tiyatro Metni – Hz. Peygamberin Güzel Ahlakı. (Sahabeler yerde oturur.) EBU HUREYRE: Ey Muaz! Yemen’den hoş geldin. Ne mutlu sana ki Allah rasulü seni Yemen’e vali olarak atadı. MUAZ: Allah razı olsun Ebu Hureyre. O’nun verdiği her görev bizim için baş tacıdır. Allah rasulü vefat ettikten sonra ne zaman oldu göremedim
İşte o zaman hayatınızın eksilen tarafını ters çevirirsiniz ucu ona değmesin, hayatımdan düşmesin diyerek Korku dolu bakışlarla uzaktan seversiniz bir kezler daha "hangi kapıyı çalsa kimi zaman arkasında yalnızlığın uğultusu". Yalnızdır insan aslında kendiyle kalmasa da
Yakın olmak istediğin insanlara, uzaktan bakmak çok zor. Kaçamadım kendimden. Kaçamadım sana olan özlemimden. Kaçamadım sana olan bağlılığımdan.. Ne zaman bir başkasına tutunup seni unutmaya kalkışsam çıktın karşıma. İçimdeki ateşi yangına çevirdin.
“Taşlar yerine ne zaman oturur?” adlı incelemesiyle taşları yerine oturtan bilge mimar Turgut Cansever Hocamızı anlatıyor Ebubekir Koçak. “Usta Şairler ve Ağaç Antolojisi” Özlem Doğan'ın kaleminden her ağacı canlı tasavvur edip karakteristiğine inen, her birini dinleyip hikâyesine muvafık olan bir inceleme yazısı
Birazdan karşımda olacak. İyi biri mi, onu bile bilmiyorum. Herkes düşkündür içinden doğduğuna. Ben de öyleydim. Bize tapar sanırdım. Çalışkandı. İşten eve gelir, dinlenmeden, terasta babama sofralar kurardı. Yorgunluğunu atıyor, diye düşünürdüm. İncecik, ılık bir sesle şarkı söylerdi ona. Nasıl olurdu bilmem
DQ4Zi. Beden dilinde oturma şekilleri ve oturma düzenleri kişiler hakkında bazı ipuçları verebilmektedir. Kişiler arasında oturma mesafesinde ki yakınlık, kişilerin birbirleriyle olan samimiyet derecesini, oturma mesafesindeki uzaklık ise samimiyetsizliği birbirlerine ne kadar yakın oturuyorlarsa kişilerin birbirleri arasındaki ilişki o kadar fazla demektir. Birbirlerinden çok uzak mesafelerde oturan insanların genelde ilişki dereceleri düşüktür ya da aralarında herhangi bir ilişki söz konusu değildir. Bir kişinin yönü kiminle iletişim içinde bulunmak istediğini veya kiminle iletişime geçmek istemediğini gösterir. Kişinin yönü kime doğru dönükse kişi o bireye daha fazla ilgi ve alaka gösteriyor ve o bireyle iletişime geçmek istiyor demektir. Kişilerin arkalarını dönerek oturdukları bireyler genelde iletişime girmek istemedikleri, dargın oldukları veya yabancı oldukları kişiler dargın oldukları kişilere sırtlarını dönerek otururlar ki bu hareket ben sana kapalıyım, sana karşı bir duvarım var, sana direnç göstermekteyim ve seninle iletişime geçmek istemiyorum anlamına gelmektedir. Otururken herhangi bir kişiye eğilmek o kişiye ilgi gösterdiğinizi gösteri. Kişiler genellikle iletişim kurmak istedikleri ve hoşlandıkları kişilere doğru eğilmektedir. Hemen belirtmek gerekir ki bir kişiye doğru eğilmek her zaman için seninle iletişime geçmek istiyorum anlamına gelmemektedir. Toplum içinde tartışan bir karı koca ya bir anne çocuk da birbirlerine eğilerek konuşurlar. Bunun nedeni birbirlerine söyledikleri şeyleri başkalarının duymaması, başkalarına deşifre olmamak içindir, birbirleriyle iletişime geçmek istedikleri için değil. Bazen yapılan hareketler aynı olmasına rağmen taşıdıkları anlamlar farklı olmaktadır. Bu hareketler ile anlamları arasındaki nüansı ince ayrım gözden kaçırmamak KARŞIYA OTURMAK Karşı karşıya oturmak genellikle muhalefeti anlatmaktadır. Ancak bu anlam samimi ilişkilerde anlamını yitirir. İki sevgili gittikleri bir lokantada ya da pastanede karşı karşıya oturmaktadır bu oturuş şeklinde arada bir muhalefetten söz edilmesi mümkün değildir. Burada ki oturuş sekli adabımuaşeret kurallarından arada herhangi bir samimiyet soksa ve karşı karşıya oturuluyorsa karşı karşıya oturan kişiler arasında bir rekabet var demektir. Bu oturuş şekli hem cinsler arasında tamamen rekabeti tetiklemektedir. Kadınlar arasında bu oturuş şekli oldukça karşıya oturmak, göğüs göğse muharebe gibidir. Göğüs göğse muharebe; karşı karşıya gelmenin, bir mücadelenin olduğunu belirten bir cümledir. Çocuğuyla herhangi bir problemi olan anne babalar, aldım onu karşıma diyerek başka birisine anlatmaya başlarlar. Aslında burada söylemde bile bir olumsuzluk vardır. Çünkü bir kimseyle aynı düşüncede değilsen, o kişiyle aynı tarafta değilsen o kişiyi karşına alırsın. Bundan dolayı karşılıklı olmak veya karşı karşıya oturmak olumsuzluk, muhalefet, muharebe ve rekabet göstergesidir. Ancak yukarıda da belirtildiği gibi adabımuaşeret kurallarından dolayı karşı karşıya oturmak bu anlamların dışında tanımayan insanlar aynı masayı paylaşmak zorunda kaldıklarında genellikle karşı karşıya oturmaktadır. Burada da bir muhalefetten ya da rekabetten söz edilemez burada ki karşı karşıya oturmak bireylerin birbirlerine yabancı olduklarından kaynaklanmaktadır. Eğer bu yabancı bireyler birbirleriyle sohbet etmeye başlar ve birbirlerinden de hoşlanırsa birbirlerine yaklaşır ve birbirlerine doğru eğilirler. Ancak birbirlerinden hoşlanmazlarsa birkaç söz söyledikten sonra kişiler başka taraflara döner, başka şeylerle ilgilenmeye başlarlar ki bu hareket senden hoşlanmadım, sana karşı kendini kapattım, seninle ilgilenmiyorum, seninle iletişime geçmek istemiyorum yana oturmak, omuz omuza mücadele gibidir. Omuz omuza mücadele; aynı düşüncede olanların ve aynı konuda mücadele eden insanların yan yana olduğunu anlatan bir cümledir. Aynı düşünceleri paylaşan ve önemli konular hakkında konuşan insanlar genellikle yan yana oturmayı tercih ederler çünkü birbirlerine hem fikir oldukları imajını vermek isterler. Ancak şunu da belirtmek gerekir ki zorunluluktan dolayı yan yana oturan insanlar söz konusu olduğunda bu oturma şekli gerçek anlamını yitirmektedir. Birbirlerine yabancı olan insanların yan yana oturması birbirleriyle aynı düşüncede olduklarından değil genelde mecbur olduklarından, yan yana oturmak zorunda kaldıklarındandır hastanede, postanede, bankada vb. olduğu gibiYAN YANA OTURMAK Yan yana oturmak işbirliğinin bir göstergesidir. Bu oturuş şekli yanındakine seninle aynı yöne bakıyorum seninle aynı şeyleri düşünüyorum mesajı vermektedir. Yan yana oturan kimseler arasında herhangi bir rekabetten, muhalefetten, muharebeden ya da olumsuzluktan söz edilemez. Bu oturuş şekli tamamıyla anlaşmanın, uzlaşmanın, hem fikir olmanın bir iş görüşmesi yapacaksanız, genellikle iş alacağınız kişinin yanına oturmanız tavsiye edilmektedir. Bu oturma şeklinizle karşı tarafa, seninle aynı yöne bakıyorum, senin tarafındayım, seninle aynı şeyleri düşünüyorum, seninle aynı fikirdeyim, seninle aynı şeyleri savunuyorum vb. imajı verirsiniz. Çünkü bu oturma şekli bu anlamalara gelmektedir. Hatta işi alacağınız kişi hangi yemeği söylüyorsa hangi içeceği ısmarlıyorsa sizde aynısından alırsanız bu davranışınızla bile karşınızdakine ortak noktalarınız olduğu imajını verebilirsiniz. Bu davranış sadece iş görüşmelerinde değil duygusal bağ taşıyan insanlar arasında da uygulanabilir. Eşinizin veya sevgilinizin yediği yemekten yemeniz veya içtiği içecekten içmeniz ikinizin arasında ortak noktaların olduğu imajını vermektedir. İki kişi arasında ortak nokta ne kadar çok ise bu kişilerin anlaşmaları ve birbirlerine muhabbet beslemeleri o kadar çok olmaktadır. Bu küçük ayrıntılar hayata geçirildiğinde etkileri büyük DERECELİK AÇIYLA OTURMAK 90 derecelik açıyla oturmak en önemli iletişim oturuşudur. Özellikle ortak nokta bulmak istediğiniz kişilerle bu şekilde oturmalısınız. Bu oturuşta belli bir noktada kesişme vardır. 90 derecelik açıyla oturan kişilerin bakışları mutlaka belli bir noktada kesişmektedir. Böylelikle karşınızdaki kişiye seninle ortak bir nokta bulabiliriz mesajı verirsiniz. Bu oturuş şeklini tercih ettiğinizde karşı tarafa, biz seninle aynı şeyleri düşünüyoruz, seninle belli bir noktada kesişiyoruz, seninle ortak noktalarımız olabilir ve biz bu ortak noktaları bulabiliriz imajını verir ve anlaşma yolunda ilk adımı atmış hayatında özellikle amirlerin çalışanlarıyla bu şekilde oturmaları tavsiye edilmektedir. Bu oturuş şekli tabi ki sadece iş hayatında kullanılmaz. Özel hayatımızda da çok etkili bir oturuş şeklidir. Uzlaşmak istediğiniz, anlaşmaya varmak istediğiniz insanlarla da bu şekilde oturmak olumlu sonuçlar almanızı sağlayacaktır. Eşinizle, sevgilinizle, annenizle, babanızla, kardeşinizle, çocuğunuzla vb. anlaşamadığınız konularda 90 derecelik açıyla oturmayı tercih ederek konuşursanız anlaşma yolunda ilk adımı atmış olursunuz ve karşı taraf üzerinde olumlu etkiler DİLİNDE MASA DÜZENİ VE TAŞIDIĞI ANLAMALAR Özellikle Türk toplumunda oda ve masa kişinin prestijini saygınlık ve bulunduğu konumun önemini anlatır. Masa ne kadar büyükse, oda ne kadar büyükse, kişinin bindiği araba ne kadar çok benzin yakıyorsa, bindiği arabanın camları siyahsa, kişi arabanın arkasında ve sağ tarafta oturuyorsa, kişinin bindiği araba kırmızı plakalıysa bu kişinin o kadar önemli olduğu düşünülmektedir. Bunların hepsi kişiye prestij ve önem kişiye önem katmaktadır. Aynı zamanda masa, oturan kişiye güç ve statü vermektedir. Masanın üzerinde bulunan aksesuarlar, plaketler, dosyalar vb. kişinin ne kadar önemli bir kişi olduğu imajını verir. Kişinin masasının üzerinde ne kadar çok dosya, kitap, evrak vb. varsa kişinin o kadar yoğun bir kişi olduğu anlamı çıkarılmaktadır. Makam koltukları misafir koltuklarından daha yüksektir burada ki maksat, gelen misafire buranın hâkimi benim, burada üstte bulunan kişi benim imajı vermektir. Herhangi bir şey ne kadar üstte ise o şey o kadar değerlidir, bir şey ne kadar aşağıda ise o şey o kadar değersizdir. Yukarıda olmak her zaman ve herkes için önemlidir. Hatta bir kişi yukarı bakıyorsa mutludur aşağıya bakıyorsa depresyondadır. Makam koltukları tekerlekli iken misafir koltukları tekerleksizdir. Burada verilmek istenen mesaj benim hareket alanım geniş, ben istediğim gibi hareket edebilirim, senin hareket alanın yok ve sen benim istediğim yerde oturup orada sabit kalırsın, hâkimiyet bende çünkü ben hareketiyim sen ise kişinin odasına girildiğinde, masasında oturan kişi masasından, otoritesinden ne kadar çok uzaklaşıyorsa içeriye giren kişiye o kadar çok değer veriyor, ne kadar az uzaklaşıyorsa o kadar az değer veriyor hâkimler daha yüksekte otururlar ve heybetli kıyafetler giyerler. Buradaki maksat ben büyüğüm, ben güçlüyüm, ben doğru karar veririm, bana güvenmek zorundasın imajını ve mesajını bir şeyin kötü olduğunu anlatmak için yerin dibine girdim denilirken, herhangi bir şeyin iyi olduğunu anlatmak için havalara uçtum denilmektedir. Çünkü ne kadar yüksekse o kadar iyidir, değerlidir ne kadar aşağıda ise o kadar kötüdür, değersizdir. Cehennemin dibi denilerek cehennemin aşağıda ve kötü olduğu anlatılmaya çalışılır. Cenneti ise yedi kat yukarıda ararız çünkü iyi şeyler hep yukarıda kötü şeyler ise her zaman aşağıdadır. Değerli bulduğumuz ve saklamak istediğimiz bir şeyi genellikle yukarı bir yerlere saklamayı tercih ederiz çünkü o şey bizim için değerlidir ve aşağıya MASA Genellikle bu masalarda uzun toplantılar yapılmaktadır. Dikdörtgen masalar sahibine güç ve otorite vermektedir. Masanın kısa kenarında ve sırtı duvara dönük yani kapıyı ön tarafına alacak bir şekilde oturan kişi otorite sahibi olan kişidir, masanın sahibi ve lideri odur. Bu masada ikinci önemli kişi genellikle sağ tarafta ve birinci sırada oturan kişidir. Yani otorite sahibi kişinin sağ tarafında ve hemen yanında oturur. Dikdörtgen masalarda lidere en uzak olan kişi en güçsüz ve sözü en az dinlenen kişidir. Bu masada sağ tarafta oturan kişiler daha etkili kişiler iken sol tarafta oturan kişiler daha etkisiz kişilerdir. Sen benim sağ kolumsumsun sözü de bu durama güzel örnektir. Liderden uzaklaşıldıkça kişilerin etkisi azalmaktadır. En etkisiz olan kişi ise liderden en uzakta ve liderin sol tarafında oturan kişidir. Tam liderin karşısında oturan yani diğer kısa kenarda oturan kişi ise gizli olan ikinci güçtür. Bu kenarda oturan kişi genellikle muhalefet olan yani karşı görüşte, düşüncede olan kişidir. Gizli ikinci güç olan kişi, lidere en uzak olan kişidir ve muhalefeti temsil ettiğinden dolayı ikinci güçtür. Gizli ikinci güç olan kişi masada yüzü duvara dönük ve sırtı kapıya dönük bir şekilde otururKARE MASA Kare masada genellikle kısa toplantılar yapılmaktadır. Bu toplantılar beyin fırtınası gerektirmeyen, kısa, anlık toplantılardır. Bu masada statüler eşitlik imajı verir çünkü masanın her tarafı eşit uzaklıktadır. Bu masada lider duvara sırtını veren yani kapıyı ön tarafına alan kişidir. Bu masada oturan herkes eşit statüye, öneme, konuşma hakkına sahiptir yani lider dışındaki kişiler de bir eşitlik söz konusudur. Bu masada da güç ve otorite liderin elindedir. Ancak bu masada gizli ikinci güç MASA Bu masada güç, otorite ve statü iyice azalır. Yuvarlak masa tamamen eşitliğin bir simgesidir. Bu masada herkes aynı etkiye ve değere sahiptir ve kişiler kendilerini bu masada daha değerli hisseder. Eşitliğin simgesi olduğundan dolayı genellikle evlerimizde ki yemek masalarımız yuvarlak tercih edilmekte böylelikle bütün bireylerin kendilerini aile içinde değerli hissetmeleri sağlanmaktadır. Bu masa sonuçların kolay alındığı, birlik ve beraberlik imajının verildiği masadır. Bu masalarda yapılan konuşmalar sıcak ve samimidir. Bundan dolayı genellikle iş hayatında tercih edilmezler. Yuvarlak masa aile ortamı için en çok tercih edilen ve önerilen Beden dili kursuYazar Derya Talas
İNSAN VE BİLGİSAYARDA YÜZ TANIMA ÖZET Yüz tanıma, bilgisayar bilimi ve imge işleme alanlarında özellikle insan-bilgisayar iletişimi ve biyometri amaçlı bir çok araştırmaya konu olmuş bir problem. İnsanlar yüz tanıma konusunda bilgisayarların çok üstünde bir başarı sergiliyorlar. Bu çalışmada bilişsel bilim, psikofizik ve psikoloji alanındaki bulgulardan yola çıkarak bu başarının nereden kaynaklandığına bakıyoruz ve bilgisayarlar için önerilen yüz tanıma modellerini insanlarda yüz tanıma için geliştirilmiş teorilerle karşılaştırıyoruz. 1. GİRİŞ Hayvanlar ve insanlar evrim süreçleriyle iyileştirilmiş karmaşık görsel sistemleri sayesinde zorlu algılama problemlerini başarıyla çözerler. İnsan gözü öylesine karmaşık ve girift bir yapıya sahiptir ki, bu yapının parça parça oluşmasının mümkün olmadığı argümanı uzun zaman Darwin'in evrim teorisine karşı kullanılmıştır. Yine de mühendisler yarım yüzyıldır insanların algısal marifetlerini fizyolojik ve psikolojik bulguların da yardımıyla bilgisayarlarda modellemek için uğraşıyorlar. Bu yazıda birbiriyle ilintili iki soruya cevap vermeye çalışacağız. Birincisi insanlarda yüz tanımanın nasıl gerçekleştiği, ikincisi de bilgisayarlarda bu problemin nasıl çözülebileceği. Birinci soru beynin nasıl çalıştığını araştıran bilişsel bilim açısından önemlidir. Ama bu soruya verilecek yanıt ikinci soru açısından da önem taşıyor; beyinde bulduğumuz süreçler bizi bilgisayar ortamında da etkili bir çözüme götürebilir. Bilgisayarda bu problemi çözmek ise hem daha güçlü bir insan-bilgisayar etkileşimi sağlamak için, hem de son zamanlarda çok önem verilen biyometrik güvenlik uygulamaları için gereklidir. Bir bilgisayarda başarılı bir yüz tanıma sistemi yaratabilmek için, bir yapay öğrenme modeline ihtiyaç vardır. Yapay öğrenmeden anladığımız matematiksel ifadesi olan bir programın parametrelerinin belli bazı girdiler için mesela yüz imgeleri belli bazı çıktılar verecek şekilde mesela yüzün bir erkeğe mi yoksa kadına mı ait olduğu ayarlanmasıdır. Bu şekilde "öğrenen" bir sistem daha önceden görmediği yüzleri de doğru olarak sınıflandırabilir, yani genelleme yapabilir. Sistemin iyi genelleme yapabilmesi, girdiye ne tür dönüşümler transformation uyguladığına ve girdinin hangi özniteliklerini feature öğrendiğine bağlıdır bkz. Şekil 1. Başarılı bilgisayar modelleri değişik özniteliklerin ve dönüşümlerin yüz tanıma problemine ne kadar katkı sağladığını sayısal olarak ortaya koyabilir, ve bu şekilde bilişsel hipotezlerin desteklenmesinde veya çürütülmesinde rol oynayabilir. Şekil 1. Değişik dönüşümler sonucu imgeden değişik özniteliklerin elde edilmesi [2]. Yazının ikinci bölümünde insanlarda yüz tanıma üzerine geliştirilmiş teorileri ele alacağız. Bu teorilerin ortak noktası beynin bir bilgisayar gibi veriyi aşama aşama işleyen bir organ olduğunu varsaymalarıdır. Üçüncü bölümde gelişim psikolojisi ve nöropsikolojinin bulgularını bu teorilerin ışığında değerlendireceğiz. Özellikle cevap aradığımız sorular yüz tanıma yetisinin ne kadarının doğuştan geldiği ve ne kadarının öğrenildiği, beyinde yüz tanımaya özgü bir bölge olup olmadığıdır. Dördüncü bölümde yüz tanımanın holistik bütünsel olup olmadığını tartışacağız; bu ayrım özellikle bilgisayar modelleri açısından önem taşır. Beşinci bölümde günümüzde yüz tanıma deyince akla gelen belli başlı bilgisayar modellerine geçeceğiz ve bilişsel bilimden esinlenmiş modellerin hangi süreçleri ne kadar başarıyla kullandığına bakacağız. Son bölümde genel bir değerlendirme yapmaya çalışarak başarılı bir yüz tanıma sisteminin sahip olması gereken özelliklerin bir listesini çıkartacağız. 2. İNSANLARDA YÜZ TANIMA Yüz tanıma, bilgisayarcıları bugüne kadar en çok uğraştırmış örüntü tanıma problemidir, ama bu problemin ne kadar zor olduğunu ilk psikologlar fark etmiş ve insan beyninde bu problemin nasıl çözüldüğü pek çok araştırmaya konu olmuştur. Bir iki kere gördüğümüz bir insan yüzünü aradan uzun bir zaman geçtikten sonra, farklı bir ışık altında, değişik bir pozda görsek bile tekrar tanıyabiliyoruz. Henüz bilgisayar sistemleri bu başarıyı gösteremiyorlar. Yüz tanıma problemi Aynı insan yüzünün farklı pozlardan ve değişik ışıklandırma koşullarında çekilmiş, farklı yüz ifadelerine sahip fotoğraflarını yan yana koyalım. İnsanlar bu yüzlerin aynı kişiye ait olduğunu zorluk çekmeden söyleyebiliyorlar. Oysa bir bilgisayar için bu çok büyük bir problem, çünkü imgeleri üst üste koyduğunuzda hiçbir piksel diğerini tutmuyor. Hatta iki kişinin aynı ışık altında, aynı açıdan çekilmiş fotoğrafları birbirlerine tek bir kişinin farklı ışıklandırmayla başka açılardan çekilmiş fotoğraflarından daha çok benziyorlar. Bu yüzden öznitelikleri istatistiksel olarak modelleyen bir öğrenme modeli doğrudan yüz imgeleri üzerinde çalışırsa başarısız oluyor. Yapay öğrenme modelleri belli şekillerde genelleme yapmaya eğilimlidir. Bu eğilim, yahut yanlılık bias modelin nasıl kurulduğuna göre farklılık gösterir. Beynin doğuştan gelen yüz tanıma eğilimi öğrenmeyi kolaylaştıran bir yanlılıktır. Eğer beyni öğrenen bir makina olarak düşünürsek ve amacımız yüz tanıma problemini beyin kadar iyi çözmek ise, girdinin doğasını ve beynin bu probleme ne kadar ve ne şekilde yanlı yaklaştığını öğrenmemiz gerekiyor. Acaba genel bir öğrenme sistemi bu iş için yeterli midir? Yoksa bu problemi ancak doğuştan sahip olduğumuz ve yüz tanıma için özelleşmiş bir altsistem sayesinde mi çözebiliyoruz? Yüz imgesi beyinde hangi aşamalardan geçerek işleniyor? Bu probleme ilişkin ne kadar ön bilgiyi öğrenme modelimize koymamız gerekiyor? Bu soruların her biri cevap bekleyen araştırma konularıdır. Yüz tanıma, nesne tanımadan farklı mıdır? Psikologlar insanlarda yüz tanımanın diğer nesnelerin tanınmasından daha farklı bir biçimde gerçekleştiğini düşünmek için pek çok sebep olduğunu söylüyorlar. Örneğin beyindeki bazı nöronlar sadece görüş alanında bir yüz belirdiğinde harekete geçiyorlar. Birçok deney beyinde sadece yüz tanıma sırasında aktive olan bölgeler olduğunu ortaya koyuyor. Bazı beyin hasarlarından sonra hasta bildiği yüzleri tanıyamaz hale geliyor, oysa diğer nesneleri tanımakta güçlük çekmiyor prosopagnosia. Bunu tam tersi bir durum da var, nesneleri tanıyamaz hale gelen hastalar bildikleri yüzleri rahatça tanıyorlar agnosia. Fonksiyonlardaki bu ikili ayrılma double dissociation yüz tanımanın özel bir sistem tarafından gerçekleştirildiğinin en büyük göstergesi olarak görülüyor. Benzer bir bulgu beyin hasarı sonucunda sadece ve sadece yeni yüzleri öğrenme becerisinin kaybedilebileceğini gösteriyor prosopamnesia. Capgras sendromunda ise hastalar önceden bildikleri yüzleri tanıyorlar, ama tanıdık birini gördüklerinde duymaları gereken aşinalık hissi kayboluyor. Bunun sonucunda hasta, yakınının aslında gerçekten tanıdığı insan olmadığını, birilerinin onu taklit ettiğini iddia ediyor. Bu hastalarda yapılan araştırmalar sonucunda yüz tanımanın beyinde iki farklı sürecin paralel çalışmasıyla gerçekleştiği hipotezi ortaya atılmıştır. Bu süreçlerden birinin duyumsal affective, diğerinin bilişsel cognitive olduğu öngörülüyor. Beyin üzerinde yapılan araştırmalar özellikle fusiform girus fusiform face area denilen bir bölgede yüz tanıma sırasında belirgin bir aktivite olduğunu gösteriyor. Özellikle Mooney imgeleri ile yapılan deneylerin ilginç sonuçları var. Mooney imgeleri dengelenmiş siyah ve beyaz bölgelerden oluşan yüz resimleridir bkz. Şekil 2. Bu imgelere bakanlar öncelikle bir yüz algılamayabilirler. Ancak yüz bir kere algılandıktan sonra, bütün yüz hatları yerine oturur ve tekrar bakıldığında yüz bu sefer kolayca bulunur. Mooney yüzlerine bakan kişilerde eğer yüz algılanmışsa fusiform girus bölgesinde aktivite gözleniyor. Bu önemli bir bulgu, çünkü imge değişmiyor, sadece algı değişiyor. Yani beyindeki aktivite girdinin doğasından değil, algının doğasından kaynaklanıyor. Beyin araştırmalarını yüz tanımanın ayrıcalıklı bir konumu olduğu iddiasında destekleyen davranışbilimsel bulgular da var. Örneğin bir nesneyi ters çevirdiğinizde nesnenin tanınmasını zorlaştırmış olursunuz. Ters çevrilmiş yüzlerde bu etki çok daha belirgin bir biçimde ortaya çıkar. Tanaka ve Farah bu etkiyi şöyle açıklıyorlar Nesneleri tanımak için onların görsel özniteliklerinden yararlanırız. Ama yüz tanımada bu özniteliklerin ne şekilde dağıldığı, hangisinin altta, hangisinin üstte olduğu, yani özniteliklerin konfigürasyonu, özniteliklerin kendisinden daha önemli bir bir bilgidir [10]. Bu yüzden de çok basit iki nokta ve bir çizgiyi bile yüz olarak algılayabiliriz örneğin &56256;&56366;. Şekil 2. Mooney yüzleri [1]. Biyolojik öğrenmenin önemli süreçlerinden biri uzmanlaşmadır. Beyinde öğrenme aşama aşama gerçekleşir. İleri aşamalarda beyin, problemin doğasına ait bazı kısayollar öğrenir, yeni ve daha etkin gösterimler kullanmaya başlar ve daha zengin kavramsal ayrımlar yapar. Bu şekilde problemi daha hızlı ve daha doğru şekilde çözmeye başlar, ama bazı ayrımları yapma gücünden de feragat eder. Görsel ilüzyonların çoğu beynin bu özelliğinden yola çıkar. Konfigürasyonun önem kazanması da uzmanlaşmanın bilinen etkilerinden biridir; satranç ve go ustalarının oyun tahtasına baktıklarında tek tek taşları değil taşların durumlarına ait, daha yüksek seviye konfigürasyonlar gördükleri -örneğin hücum cepheleri, zayıf bölgeler, biliniyor. Ayrıca satranç ustaları gerçek satranç oyunlarına ait taş dizilimlerini kolayca ezberleyebilirken, rasgele dizilimlerde acemilerden bir farklılık göstermiyorlar. Yüz tanımanın da aslında özel bir sistem gerektirmediğini, bütün saydığımız bulguların aslında insanın yüz tanımada uzmanlaşmasının sonucu olduğunu söyleyen çalışmalar var. Gauthier ve Tarr bir deney yaparak bu hipotezi deniyorlar. Denekleri "Greeble" adını verdikleri yapay yaratıkların türlü cinslerini ayırdetme konusunda eğitiyorlar [6]. Denekler Greeble uzmanı olduktan sonra bir Greeble gördüklerinde, önceden beynin yüz tanıma bölgesi olarak düşünülen fusiform girus bölgesinde fusiform face area yoğun faaliyet gözleniyor. Dahası Greeble'larda konfigürasyon değişiklikleri yapıldığında uzmanlar bundan daha çok etkileniyorlar. Bu da yüz tanımada ve diğer uzmanlıklarda görülen ortak bir özellik. Köpekleri hiç tanımayan biri, bir labrador gördüğünde onu bir "köpek" olarak algılar. Köpeklere aşina biri ise "labrador" olarak algılayacaktır. İnsanlar da bir yüz gördüklerinde, onu herhangi bir yüz olarak algılamazlar, belli bir yüz olarak, "A'nın yüzü" veya "B'nin yüzü" olarak algılarlar. Bu da bir uzmanlık göstergesidir. Nesne tanıma modelleri İnsan beyninin nesneleri nasıl tanıdığı uzun zamandır merak edilen bir konudur. Bu teorileri kısaca özetleyerek yüz tanıma açısından ne kadar geçerli olduklarına bakalım. Seksenlerde önem kazanan yapısal tanımlama structural description teorisine göre beyin cisimleri parça ve bütün ilişkisi içinde algılar. Bu yaklaşımda bütün nesneler bazı temel algı ünitelerinin birleşmesiyle ifade edilirler. Irving Biederman'ın "geon" adını verdiği bir dizi üç boyutlu şekil, David Marr'ın "codon" dediği basit öznitelikler bu temel algı ünitelerine örnek olarak gösterilebilir. Zamanla bu teori işlerliğini kaybetmiştir. Bu analitik yaklaşıma karşı holistik, veya bütünsel diyebileceğimiz bir yaklaşım kaynağını daha eskilerden, Gestalt psikolojisiden alır. Bu yaklaşıma göre nesneler parçalarına ayrılmaz, bir bütün olarak algılanırlar. Böyle bir algının mümkün olabilmesi için beyin gibi paralel çalışabilen bir sistem gereklidir. Bir diğer teoriye göre beyin, nesneleri değişik açılardan, değişik büyüklüklerde ve farklı ışıklandırma şartları altında görür, bu görüntüleri fotoğraflarını çeker gibi ezberler ve sonradan kullanmak üzere saklar. Bu yaklaşıma göre nesne tanıma bilgisayarla örüntü tanımada çok kullanılan "en yakın komşu" metoduna benzer bir şekilde yapılır. Bu yaklaşıma şablon modeli diyebiliriz. Şablon modeliyle tutarlı bir diğer önemli hipotez de nesne tanımanın duruş-temelli view-based olduğu hipotezidir. Bir üç boyutlu nesneye farklı açılardan baktığımızda farklı görüntülerle karşılaşırız. Bu görüntülerin her birine "duruş" diyoruz. Nesnelerin günlük hayatta karşımıza hangi durumlarda çıktığına bağlı olarak bazı duruşlar o nesne için daha belirleyicidir. Mesela çoğu insan "bir at düşünün" denildiğinde atı 3/4-duruşta, yani sağ üstten sol alta doğru düşünür. Bu tip doğal duruşlar canonic view az görülen duruşlardan daha çabuk tanınır ve daha çok ayırdedici bilgi içerir. Yapılan deneylerde nesnelerin özgün duruşlarını tanımaya çalışan deneklerin de başarılı olduğu, ama tanımanın daha yavaş gerçekleştiği gözlenmiştir. Yani beyin bu tür bir genellemeyi yapmak için bir dizi ara işleme gereksinim duyar. Yüz tanıma açısından bakacak olursak, şablon teorisi her tanıdığımız yüz için beynimizde çeşit çeşit şablonlar olduğunu söyler. Yeni bir yüz gördüğümüzde, varolan şablonlardan hangisine daha yakınsa o kişiye ait olduğu sonucuna varırız. Fakat olası şablonların sayısı çok yüksek olduğu için beynin bu gösterimi tercih ettiğini söylemek çok güç. Pek çok deney hafif yan dönmüş yüzlerin tam karşıdan bakılan yüzlerden daha rahat tanındığını gösteriyor. Bu da yüz tanımanın duruş-temelli olduğu savını destekliyor. İki bilinen duruş arasındaki duruşların tanınabilmesi için beynin ne yaptığı tam olarak bilinmiyor, ama bu iş için bazı süreçlerin olduğu da şüphesiz. Yapısal tanımlama teorisi her ne kadar popülerliğini yitirmiş olsa da, yapısal ilişkilerin beyinde ifade edildiğini söylenebilir. Çok basit şematik yüzleri bile yüz olarak tanıyabildiğimize göre beyinde basit şablonlardan daha fazlası olmalı. Yüz tanımada duruşların önemli olması yüz tanımanın tamamen şablonlara dayandığı anlamına da gelmiyor. Şu anki veriler yetişkinlerde yüz tanımanın ağırlıklı olarak bütünsel işlemeye dayandığını gösteriyor. 3. GELİŞİM PSİKOLOJİSİ Dilbilim camiasında dilin öğrenilmesine dair Chomsky ve karşıtları arasında yıllardır süren bir tartışma var. Tartışmanın özünde dil yetisinin ne kadarının doğuştan var olduğu yatıyor. Yüz tanıma konusunda da böyle bir tartışma var; argümanlar neredeyse aynı, ama olay henüz topyekün bir savaşa dönüşmedi. Bir tarafta "Bu kadarcık yüz görerek yüzleri böylesine iyi tanımak mümkün değildir, yüz tanıma doğuştan var olan, kendine has bir sistem tarafından gerçekleştirilir" diyen bir grup var. Bu gruba göre yüz tanıma Jerry Fodor'un zihnin modülleri olarak adlandırdığı izole fonksiyonlardan biri [5]. Diğer tarafta da "Hayır, beyin düşündüğünüzden daha güçlü bir öğrenme organıdır, azıcık evrimsel yardımla genel görme sistemi yüz tanımayı da başarır" diyen bir grup var. Bu seçenekleri değerlendirebilmek için soruna gelişim psikolojisi açısından bakmak gerekli. Bilişsel yetiler ya kısmen veya tamamen doğuştan gelir, ya da bir öğrenme süreci ile geliştirilirler. Öğrenme çeşitli aşamalar ve gösterimler gerektirebilir. Bazı yetilerin öğrenilmesi diğerlerine bağlıdır. Gelişim psikolojisi açısından sorduğumuz sorular yüz tanımanın ne kadarının doğuştan geldiği, ne kadarının tecrübeyle öğrenildiği, bu öğrenmenin nasıl bir yol izlediği, dikkat, duygu ve iletişim gibi diğer fonksiyonlara ne kadar bağlı olduğu, ve hangi gösterimlerin kullanıldığıdır. Gelişim perspektifinden bakılınca yüz tanıma aşama aşama öğrenilen, her aşamada bir önceki aşamada kullanılan gösterimlere yeni fonksiyonların ve gösterimlerin eklendiği karmaşık bir sistem gerektiren bir problemdir [7]. Burada bir parantez açıp, beynin işleyişine dair bir noktaya dikkat çekelim. Basit bir öğrenme sistemi karmaşık bir problemi çözemez. Fakat karmaşık çok parametresi olan bir öğrenme sistemi için de öğrenme kolay bir iş değildir. Karmaşık problemleri çözmek için beynin stratejisi öncelikle daha basit bir problemi çözmek, ondan sonra da bu çözümü daha karışık olan problemde kullanmaktır. Problemi basite indirgemek için iki temel mekanizma vardır. Birinci mekanizma kısa süreli hafızadır. Tıpkı bir bidona su doldururken kullanılan huni gibi girdinin az ve düzenli olmasını sağlar. İkinci mekanizma da seçici dikkattir. Girdinin işlenebilecek kısmını öğrenme sistemine geçirir, karmaşık kısımları atar. Hafızanın gelişmesi ve seçici dikkatin seçtiği özniteliklerin yavaş yavaş değişmesiyle karmaşık algılama sistemlerinin aşamalı eğitimi gerçekleşir. Seçilen özniteliklerdeki değişime bir örnek verelim. Yeni doğmuş bir çocuk annesinin yüzünü çok erken, henüz birkaç günlükken tanımaya başlar. Ama annesi saçını farklı bir renge boyarsa tanıyamaz. Yani bebek saç rengi ve şeklini yüz tanımada kullanır. Oysa saç sürekli değişen ve -yetişkinler için- güvenilmez bir özniteliktir, o yüzden büyüdükçe saçın tanımadaki önemi azalır. Yapılan araştırmalar iki-üç yaşındaki çocukların yüzlerde tek tek özniteliklere baktığını, bunlara sırayla dikkat ettiklerini saptamıştır. Çocuk beş yaşına geldiğinde bazı özniteliklerin öne çıktığı ve tutarlı bir biçimde tanımada kullanıldığı görülür. Bu yaştan sonra bütünsel algı gittikçe gelişir, analitik algıda gerileme olur. Yetişkinlerde bütünsel algı tamamen ön plandadır, sadece bu bütünsellik bozulduğunda yetişkin özniteliklere dikkat ederek yargıya varmaya çalışır. Bu şekilde yüz tanıma sistemi önce basit, yavaş ve özniteliklere dayalıyken, gittikçe daha hızlı, karmaşık ve bütünsel bir sistem haline gelir. Bütünselliğin bozulduğu durumlarda mesela ağız, burun, ve gözlerin yerleri değiştirilince bile yüz tanımanın mümkün olması, ilk gelişen öznitelik tabanlı altsistemlerin kaybolmadığını, karmaşık sistemin birer parçası olarak hayatlarına devam ettiklerini gösteriyor. Beynin aşamalı öğrenme sistemi yapay sinir ağlarında da denenmiş, yüz tanıma ve dilin modellenmesinde başarıyla kullanılmıştır [4]. Bu yaklaşımda sistemin önce küçük bir hafıza birimi kullanması sağlanır. Sistem bu şekilde sadece basit bağlantıları öğrenebilir. Daha sonra hafıza kapasitesi yavaş yavaş artırılır. Sistem önceden öğrendiği bağlantıları unutmaz, bunlara ilaveten daha karışık bağlantılar da öğrenir. Aynı sistemi en baştan, bütün hafıza kapasitesini serbest bırakarak eğittiğimizde sistemin başarılı olamadığını görürüz. Bilgisayar modellerine genel olarak baktığımızda, gösterimlerin bu şekilde değiştiği aşamalı eğitim süreçlerinin nadiren kullanıldığını görürüz. Bunun yerine girdinin çeşitli önişleme aşamalarından geçirildiği ve problemi zorlaştıran bazı özelliklerin ortadan kaldırılmasının amaçlandığı sistemler tercih edilir. Örneğin yüz tanımada ışıklandırmanın etkisini ortadan kaldırmak için histogram eşitlemesi kullanılır. Bu yöntem aslında genel ışıklandırma probleminin sadece bazı varsayımlar altında, bir dereceye kadar çözülmesini sağlar; zira çoğu bilgisayar modeli, sınırları dikkatle çizilmiş bir alanda yüksek başarıyla çalışmak üzere tasarlanır. Gösterimdeki aşamalı değişmenin uzmanlaşmanın sonucu olduğunu belirtmiştik. Bu değişim rasgele değildir, yeni gösterimler uzmanın işini kolaylaştıracak niteliktedir. Yani gösterimin ne olacağını, problemin doğası belirler. Her insan bir yüz tanıma uzmanı olduğuna göre, yüzlerin insan beyninde nasıl gösterildiği yüz tanımanın ne için yapıldığına bağlıdır diyebiliriz. İnsanlar yüzlere göz kontağı kurma, iletişim sağlama, duygu tanıma, konuşma takibi için dudak okuma gibi amaçlarla bakarlar. O halde beyin uzmanlaşırken bu işleri kolaylaştıracak gösterimleri tercih edecektir. Seçici dikkat çalışmaları insanların yeni yüzlerde gerçekten de göz ve dudaklara özellikle baktığını gösteriyor. Yeni doğmuş bebekler yüzlere ilgi duyarlar. Bu tercih genetik olarak kodlanmıştır. Bu durumun doğuştan geldiğini belirlemek için yapılan bir deneyde bebeklere üç değişik resim gösteriliyor. Birinci resimde normal bir insan yüzü var. İkinci resimdeki yüzün ağız, burun ve gözlerinin yerleri değiştirilmiş. Üçüncü resimdeyse sadece dış hatları belirgin olan içi boş bir yüz imgesi var. Bebekler doğduktan on dakika sonra birinci tip resimleri diğerlerine tercih ediyorlar. Aslında birçok hayvan kendi cinsine karşı benzer tercihlerle doğar. Yavruyu annesine bağlayacak doğuştan gelen bir mekanizma yavrunun hayatta kalma şansını artıracağı için evrimsel değeri çok yüksektir, o yüzden doğal seçilim böyle bir mekanizmayı destekleyecektir. Yüzlere duyulan erken ilgi, bebeğin diğer bireylerle iletişiminin ve dilin gelişiminin de başlangıç noktası olarak görülebilir bkz. Şekil 3. Yüz tanımanın engellenmesi halinde, örneğin otistik bireylerde yüzlere dikkat edememe ve göz teması kuramama sonucu iletişim son derece düşük bir seviyede kalır, dil yetisi gelişemez. Şekil 3 Bebek üç haftalıkken yetişkinin yüz hareketlerini taklit edebilir. Bu beceriyle gösterdiği algı ve kontrol, bebeğin iletişim kurmasına ve öğrenmesine temel oluşturacak, doğuştan gelen bir sisteme işaret ediyor [8]. Beynin yüzlere erken ilgi duyma özelliğine bakarak yüz tanıma doğuştan gelmektedir innate diyebilir miyiz? Bu soruya verilen en güçlü yanıt Jeff Elman, Anette Karmiloff-Smith ve UCSD'deki araştırmacılardan geliyor Hayır, yüz tanıma konusunda beynin genetik temelli basit bir eğilimi olsa da, asıl öğrenme doğumdan sonra, daha genel bir sistem tarafından gerçekleştirilir [7], [4]. Çocuk uzun süre çeşitli açılardan insan yüzlerine bakar, ve genel amaçlı sinir ağlarını bu girdinin istatistiksel özelliklerini öğrenmek için kullanır. Öncelikle öznitelikler öğrenilir, daha sonra çocuk yüz tanımada uzmanlaşmaya başlar. Çocuğun görme sistemi doğumu takiben bir süre daha yetişkinlerdeki hassasiyete ulaşamadığı için, öncelikle saçlar, ten rengi gibi çok belirgin öznitelikler öğrenilir. Uzmanlaşmayla birlikte bütünsel algı gelişir. Uzmanlaşma genel yeteneklerin kısmi kaybını da beraberinde getirir. Altı aylık çocuklar maymun yüzlerini birbirinden ayırdedebilirken, dokuz aylık çocuklar bunu başaramıyorlar, çünkü insana özgü özniteliklerdeki ayrımlara dikkat etmeyi, diğer ayrımları dikkate almamayı öğrenmişler. Yetişkinlere baktığımızda, başka bir ırkın yüzlerini ayırmakta zorlandıklarını görüyoruz other race effect. Bu tip bir uzmanlaşma başka alanlarda da görülür, mesela Japonlar "l" ve "r" seslerini ayırdetme yetisini zamanla kaybederler, çünkü Japonca'da fonetik olarak bu sesler bir ayrıma karşılık gelmez. Halbuki bütün sağlıklı bebekler bu ayrımı yapabilir halde doğar. 4. HOLİSTİK MODELLER, ÖZNİTELİK TABANLI MODELLERE KARŞI Yüz imgelerini ters çevirmenin yüz tanımayı diğer nesnelerden çok daha fazla etkilediğini söylemiştik. Bu etkinin sebebinin özniteliklerin ters çevirmeden fazla etkilenmemesi, buna karşın bütünsel bilginin bozulması olduğunu düşünüyoruz. Bu düşünceyi destekleyen başka bulgular da var. Örneğin yüze ait öznitelikler başka özniteliklerin yanında olduğu zaman tek başına olduklarından daha kolay tanınıyor. Mesela A'nın burnunu tek başına görünce tanıyamayan denekler, B'nin ağzı ve gözlerinin yanında tanıyabiliyor. Yani oluşan yüz konfigürasyonu tek tek özniteliklerin tanınmasını da kolaylaştırıyor. Buna yüzün üstünlüğü etkisi face superiority deniyor. Başka bir çalışma ise tek tek özniteliklerin ters çevrilmesinin yüz tanımayı fazla etkilemediğini gösteriyor. Bu çalışmalara dayanarak bütünsel holistic ve öznitelik-tabanlı feature-based yüz tanıma modelleri arasında bir ayrım yapıyoruz. Bu ayrımın bir ucunda yüz tanımanın tamamen bütünsel olduğunu, yüzlerin tek bir parça olarak algılandığını söyleyen araştırmacılar var [10]. Yüz tanımanın beynin daha çok sağ tarafında gerçekleşmesi, yüz tanımanın bütünsel olduğu varsayımıyla uyumlu görülüyor, zira beynin sağ tarafı daha çok bağlantıları kodluyor. Buna karşılık bir grup araştırmacı bu bulguların başka şekilde açıklanabileceğini savunuyor. 1980'lerde Thompson Margaret Thatcher'in yüzündeki bazı öznitelikleri ters çevirerek ilginç bir deney yapmıştır [11]. Bu şekilde işlenen yüzler Thatcher yüzleri normalde garip görünüyorlar, ama ters çevrildiklerinde insanlar bunu fark etmiyor bkz. Şekil 4. Thatcher ilüzyonu bize özniteliklerin ayrı ayrı işlenip sonradan birleştirildiğini düşündürüyor. Ters çevirme sırasında bütünsel bilgi bozulduğu için tek tek özniteliklerden gelen bilgi kullanılıyor. Bu bilgi de ters çevirmeden nispeten az etkilendiği için yüzdeki gariplik fark edilmiyor. Şekil 4 Thatcher ilüzyonu. Bu resimlere bir de sayfayı ters çevirip bakın [11]. Bu noktada durup insan gözünün çalışma şeklini hatırlamakta fayda var. İnsanda görme bir anda gerçekleşmez. Göz bütün algı alanını bir anda bütün detayıyla yakalayamaz, çünkü gözün detaylı bilgi alabilen bölümü fovea dediğimiz, göz sinirlerinin çok büyük bir bölümünün toplandığı küçük bir pencereden ibarettir. Bir yere baktığımızda foveadan detaylı bilgi gelir, onun dışındaki bölgelerden ise bulanık diyebileceğimiz çözünürlükte bilgi alırız. Bu yüzden gözün fovea bölgesi seçici dikkat mekanizması yardımıyla algı alanında gezinir, çeşitli yerlerden aldığı detaylı bilgi birleştirilir. Beyin gördüğü kısımları hemen işlemeye başlar ve bu işlem foveanın bir sonraki adımda nereye yöneleceğini de belirler. Araştırmacılar ters çevrilmiş Thatcher yüzlerinin ters çevrilmiş yüzlerden daha hızlı tanındığını bulmuşlar. Bunun sebebi insanlarda göz ve ağız bölgelerinin iletişimdeki önemleri sebebiyle seçici dikkat mekanizmasının ilk hedefleri arasında yer alması ve ters Thatcher yüzlerinde bu bölgeler düz oldukları için buradan daha sağlıklı bilgi gelmesidir. Bu bulgulara bakarak öznitelik-tabanlı tanımanın bütünsel tanımadan daha hızlı gerçekleştiği sonucuna varabiliriz. Eğer foveanın yönlendiği ilk birkaç bölgede tanımaya yetecek bilgi varsa, o zaman tanıma çok hızlı bir biçimde gerçekleşir. Yüz üstünlüğü etkisi de bu çerçeveden kolayca açıklanır; bütünsel bilgi foveanın sağlıklı bir şekilde göz ve ağız bölgelerine yönlendirilmesini sağlar. Karikatürler üzerine yapılan çalışmalar da yüz tanıma konusunda ilginç açılımlar getiriyorlar. Karikatür sanatçıları bir yüzü karikatürize etmek için yüzün ortalamadan farklı özelliklerini abartır, önemsiz detaylarıysa ortadan kaldırır. Örneğin burun normalden biraz büyükse, karikatürde dev gibi çizilir. Bu şekilde yaratılan karikatürler çok az öznitelik içerseler bile tanıma için yeterlidirler. Bilinen yüzlerin çizimlerden tanınmasında abartılmış yüzlerin gerçeğine sadık yüzlerden daha iyi sonuç verdiği bulunmuştur. Karikatür etkisi sadece çizimlerde değil, fotoğraflarda da elde edilebilir. Ama çizimlerde gölgelerin olmaması bu etkinin daha belirgin olmasını sağlar. Bu bulgular yüz tanıma sisteminde hem öznitelik-tabanlı, hem de bütünsel veri işleme olduğunu ortaya koyuyor. Karikatürleştirme özniteliklerin daha iyi tanınmasını sağlıyor. Bu iyileştirme bütünsel bilginin zayıf olduğu durumlarda çok daha belirgin hale geliyor. 5. BİLGİSAYARDA YÜZ TANIMA Bilgisayarda yüz tanıma dendiğinde anladığımız şey bir bilgisayar programının bir yüz imgesini girdi olarak alması ve bu yüzün kime ait olduğunu belirlemesidir. Biyometrik uygulamalarda bazen yüz ile birlikte kimlik bilgisi de verilir, o zaman bilgisayarın verilen yüzün gerçekten de o kişiye ait olup olmadığını belirlemesi istenir. Bu biraz daha basit bir problemdir. Genel bir yüz tanıma sistemi üç parçadan oluşur 1 Veritabanı Sistemin tanıyacağı yüzlerle ilgili bilgileri saklar. Bu bilgi yüzlerin imgeleri de olabilir, bu imgelerden çıkartılmış bazı öznitelikler de olabilir. Veritabanının büyüklüğü için bir üst sınır yoktur, milyonlarca yüz içerebilir, fakat literatüre bakıldığında bu sayının 50 ile arasında değiştiği, genelde civarında olduğu görülür. 2 Öğrenme sistemi Yüzlerin tanınması için bir yapay öğrenme sistemi eğitilir. Veritabanındaki yüzler bu sistemin eğitim kümesini oluşturur. Parametrik bir sistem kullanılıyorsa, eğitim bu parametrelerin değerlerinin bulunması ile olur. 3 Önişleme sistemi Genellikle zor problemlerde bir önişleme aşaması ile girdinin daha kolay tanınması sağlanır. Yüz tanımada önişleme sistemi ışıklandırmanın ayarı, poz normalizasyonu, imgenin standart bir büyüklüğe getirilmesi, yüzün ortalanması, arka fonun temizlenmesi, tanımayı zorlaştıracak saç, sakal ve gözlüklerin ortadan kaldırılması gibi aşamalar içerebilir. Önişleme de aslında bir tür öğrenme gerektirir ve önişleme ne kadar iyiyse, öğrenme sisteminin işi o kadar kolaylaşır. Sistem eğitildikten sonra yeni bir yüz imgesi verildiğinde önce önişleme sistemi devreye girer, imgeden bir dizi öznitelik çıkartır. Bir başka deyişle, imgeyi öznitelik uzayına taşır. Bu dönüşümden çıkan öznitelikler öğrenme sistemine geçer. Öğrenme sistemi de veritabanındaki yüzlerden hangisinin ya da hangilerinin bu yüze en yakın olduğunu bulur. Chellappa, Wilson ve Sirohey yüz tanıma ile ilgili çalışmaları özetledikleri makalede araştırmacıları uyarıyorlar "Yüz tanıma algoritmaları ve sistemleri tasarlayanlar psikofiziksel ve nörofizyolojik bulgulardan haberdar olmalı, ama sadece pratik anlamda işe yarayacak olanları modellerinde kullanmalıdırlar." [3] Bu uyarının anlamlı olması için, bilgisayarda yüz tanıma araştırmalarını üç gruba ayırmamız gerekir. Birinci grup yüz tanımayı bir mühendislik problemi olarak ele alır ve amacı bu problemi mümkün olan en az kaynakla, gerektiği kadar iyi çözmektir. Yukarıdaki uyarı daha çok bu grubu ilgilendirir. İkinci grup ağırlıklı olarak psikoloji ve bilişsel bilim tarafında, bilgisayar modellerini beyinde yüz tanıma ile ilgili geliştirilen hipotezleri sınamakta kullanan gruptur. Bu grubun amacı problemi daha iyi bir şekilde çözmek değil, beyindeki süreçlerin modellerini yapmaktır. Üçüncü bir grup da bu ikisinin arasında, henüz bilişsel bilimin pratik anlamda işe yarayıp yaramadığı sınanmamış bulgularını modelleyerek mühendislere yeni araçlar sunmayı hedefler. Aslında amacı daha iyi yüz tanımak olan, ama modellerinde biyolojik sistemlere göndermeler yapan ve beynin işleyişiyle tutarlı olmaya çalışan araştırmacıları da bu gruba koyabiliriz. Biyolojik yüz tanıma sistemleriyle tutarlı olma iddiası taşıyan ilk yüz tanıma modeli Turk ve Pentland'ın özyüz eigenface modelidir [12]. Yayınlandığı tarihten bu yana iki binin üzerinde atıf alan bu çalışmada yüz tanıma için anabileşenler analizi principal components analysis, PCA önerilir. PCA yönteminde eğitim kümesindeki imgelerin varyansının en yüksek olduğu boyutlar seçilir ve imgelerin bu boyutlara izdüşümü alınır. Bu boyutların her birine özyüz adı verilir. İzdüşüm alma, yüzün bu özyüzlerin ağırlıklı toplamı olarak ifade edilmesi anlamına gelir. Tanıma bu dönüşümün ardından veritabanındaki en yakın şablonu bularak yapılır. Özyüz metodu bütünsel yaklaşıma örnektir. İmgelerin büyüklüklerine, pozlarına ve konumlarına karşı hassas olduğundan, her yüz için değişik pozlarda şablonlar saklayan bir çeşitlemesi de geliştirilmiştir. Bir diğer biyolojik yaklaşım da elastik çizge elastic graph modelidir [14]. Bu modelde Gabor dalgacıkları ile yüzlerden öznitelikler çıkartılır. Gabor dalgacıkları beyindeki görme sisteminin ilk aşaması olan V1'deki basit hücrelere benzer bir işlem yaparlar. İmgelerden gelen öznitelikler daha önceden eğitim kümesinde bulunup saklanmış olan özniteliklerle karşılaştırılır ve bir yüz konfigürasyonuna uyan en iyi öznitelik seti bulunur. Bu metot öznitelik-tabanlı yaklaşıma örnektir. İki modelin başarısının da insanlardaki yüz tanıma sonuçlarıyla benzeştiği gözlenmiştir. Genel olarak elastik çizge modeli öznitelikler arasındaki yapısal ilişkiyi ayrıca modellediği için daha başarılıdır. Bu iki modele temelde benzeyen, fakat farklı öznitelikler kullanan birçok çalışma vardır. Bunların dışında insanlarda yüz tanıma ile ilgili değişik savları denemek amacıyla da modeller geliştirilmiştir. Bu modellere birkaç örnek verelim. Ramasubramanian ve Venkatesh yüz imgelerine ayrık kosinüs değişimi discrete cosine transform, DCT uyguluyorlar [9]. Kullandıkları bütünsel yöntem yüksek bir başarı yüzdesi yakalıyor. Bu modelde de Gabor dalgacıkları gibi insandaki görme sisteminde varolduğu düşünülen dönüşümlere benzer bir dönüşüm var. İnsanların görme sistemi düşük frekanslardaki bilgiye karşı daha hassastır. Yüz imgelerinde de enerji daha çok düşük frekanslarda bulunur. Almanya'da Max Planck Enstitüsü'nün Biyolojik Sibernetik konusunda çalışan Tübingen araştırma merkezinde insanlarda ve bilgisayarlarda yüz tanımayı karşılaştıran çalışmalar yapılıyor. Bunlardan birinde yüzlerden parçalar kesilip karıştırılıyor ve bütünsel bilgi ortadan kaldırılıyor [13]. Deneklerin bu şekilde yüzleri ne kadar başarıyla tanıdığına bakılıyor. Daha sonra parçaları karıştırılmış yüzler tanıma tamamen başarısız olana kadar bulanıklaştırılıyor. Yani hem öznitelik, hem de bütünsel bilgi ortadan kalkmış oluyor. Daha sonra aynı bulanıklaştırma normal yüz imgelerine uygulanıyor. Böylece öznitelik bilgisi siliniyor, sadece bütünsel bilgi kalıyor. Bu şekilde öznitelik bilgisiyle bütünsel bilginin yüz tanımaya ne kadar katkı sağladığını karşılaştırmak mümkün oluyor. Benzer bir tanıma testi öznitelikler ve bunların arasındaki ilişkileri ayrı ayrı modelleyen bir bilgisayar programına veriliyor ve programın tanıma performansının deneklerinkine son derece benzediği görülüyor. 6. SONUÇLAR Bilgisayarda geliştirilen yüz tanıma modelleri biyolojik savları desteklemek için kullanılabilir. Bilgisayar modelinin başarılı olması beynin de önerilen şekilde işlediğini göstermez, sadece kurulan soyut modelin işlerliğini, verinin öngörülen şartlarda problemi çözmek için yeterli olduğunu gösterir. Bilgisayar modeli başarılı olmazsa, o zaman bundan çok net bir sonuç çıkartmak kolay değildir. Belki programcı modeli iyi eğitememiştir, yahut bazı sınırlandırıcı varsayımları dikkate almamıştır. Alınan negatif sonuçlar çoğu zaman bilimsel yayınlara dönüşemezler. Bu yüzden de literatürde birbiriyle çelişen savları destekleyen bilgisayar modelleri bulmak da mümkündür. Fakat deneyler iyi tasarlanmışsa, bilgisayar modelleri önemli sonuçlar üretebilirler. Biyolojik sistemlerin incelenmesi de daha başarılı yüz tanıma sistemlerinin kurulmasını sağlayabilir. Eğer yukarıda saydığımız bulguları bu açıdan özetlersek 1- Karmaşık bir sistemi ortaya koyup yüz tanıma problemini bir anda çözmeye çalışmak yerine, doğru ara gösterimler seçmek ve sistemi aşamalı olarak eğitmek daha sağlıklı bir yaklaşımdır. 2- Bütünsel ve öznitelik tabanlı sistemlerin yüz tanımada birlikte çalışması daha gürbüz robust çözümler üretecektir. 3- Birçok problemde olduğu gibi sorunun çözümü büyük ölçüde gösterime dayanmaktadır. Bu açıdan bakıldığında duruş-temelli modeller diğer alternatiflerden daha iyi görünmektedir. Beyin her zaman en doğru olanı yapmaz, bazen de imkanları sınırlı olduğu için belli bir yöntem izler. Eğer amaç iyi bir model kurmaksa, mutlaka beynin taklit edilmesi gerekmez. Bu yüzden kızılötesi kameralar ve üç-boyutlu algılama cihazları gibi yeni teknolojiler yüz tanımada kullanılmaya başlanmıştır. KAYNAKLAR [1] Andrews, D. Schluppeck, 'Neural responses to Mooney images reveal a modular representation of faces in human visual cortex,' NeuroImage, 2004. [2] Bruce, V., A. Young, In the eye of the beholder The science of face perception, Oxford University Press, New York, 1998. [3] Chellappa, R., Wilson, S. Sirohey, 'Human and machine recognition of faces a survey,' Proceedings of the IEEE, 1995. [4] Elman, Bates, Johnson, A. Karmiloff-Smith, D. Parisi, K. Plunkett, Rethinking innateness A connectionist perspective on development, Cambridge, MA MIT Press, 1996. [5] Fodor The Modularity of Mind, MIT Press, Cambridge, MA, 1983. [6] Gauthier, I., Tarr, 'Becoming a 'Greeble expert' Exploring the face recognition mechanism,' Vision Research 1997. [7] Karmiloff-Smith, A., Beyond modularity A developmental perspective on cognitive science, Cambridge MA MIT Press, 1992. [8] Meltzoff, Moore, 'Imitation of facial and manual gestures by human neonates,' Science, 1977. [9] Ramasubramanian, D., Venkatesh, 'Encoding and recognition of faces based on the human visual model and DCT,' Pattern Recognition, 2001. [10] Tanaka, and Farah, 'Parts and wholes in face recognition,' Quarterly Journal of Experimental Psychology Human Experimental Psychology 225-245, 1993. [11] Thompson, P., 'Margaret Thatcher - A new illusion,' Perception, 1980. [12] Turk, M., A. Pentland, 'Eigenfaces for recognition,' Journal of Cognitive Neuroscience, 1991. [13] Wallraven, C., A. Schwaninger, Bülthoff, 'Learning from humans computational modeling of face recognition,' Proceedings of ECVW, 2004. [14] Wiskott, L., Fellous, N. Krüger, C. von der Malsburg, 'Face recognition by elastic bunch graph matching,' IEEE Transactions on Pattern Analysis and Machine Intelligence, 1997 alıntıdır
Bebekler Ne Zaman Oturur?Bebeklerin Oturmaya Geçiş Aşamaları Nelerdir?Bebeğimizin Oturmasına Nasıl Yardımcı Olabiliriz?Bebeğinize Egzersiz Yaptırmalısınız!Egzersiz Sırasında Nelere Dikkat Edilmelidir?Beslenmesine Dikkat Etmelisiniz!Büyüme Kontrolü Yapmalısınız!Endişe Etmemizi Gerektiren Durumlar Nelerdir? Çocuk sahibi olmadan önce pek çok sorunun cevabını araştırır ve bilinçli bir şekilde kendinizi bu mükemmel canlının gelişine hazırlarsınız. Bebeğiniz doğduğunda ve gün be gün büyüdüğünde ise bu sorulara hep yenileri eklenir. Bunlardan bir tanesi de “Bebekler ne zaman oturur?” sorusudur. Sizler için bu sorunun cevaplarını ayrıntılı bir şekilde ele almaya çalıştık. Bebekler Ne Zaman Oturur? Bir bebeğin ilk aylarında yaptığı nesneleri yakalama, emme, sıçrama, ellerini ayaklarını oynatma gibi davranışlar istem dışı, diğer bir tabirle refleks davranışlardır. Yavrunuz hem kendini korumak hem de çevresini tanımak için bu hareketleri yapmaktadır. Büyüdükçe de yeni doğan reflekslerinin yerini, ayına uygun diğer refleksler ve isteyerek yaptığı oturma ve yürüme gibi hareketler alır. Bebekler ne zaman oturmaya başlar sorusunun cevabı ise çocuğun gelişimine göre değişiklikler gösterebilir. Ancak oturma eyleminin belirli ay aralıklarında gerçekleşmesi beklenir. Çocuklar doğduğunda beyni ile vücudu arasında bağlantı kuramadıkları için bilinçsiz hareket ederler. Hareketlerinin bilinçli hale gelmesi 3-4 ayı bulabilir. Bu sürecin sonunda sırasıyla önce kafalarını, daha sonra da gövde ve bacaklarını istedikleri yönde hareket ettirmeye başlarlar. Uzmanlar ise bebeklerin 6-7 ay civarlarında oturmaları gerektiğini söylemektedirler. Bebeklerin Oturmaya Geçiş Aşamaları Nelerdir? Çocuğunuzun her geçen gün hızlıca büyüdüğünü ve farklı beceriler geliştirdiğini izlemek heyecan verici, bir o kadar da şaşkınlık yaratan bir deneyimdir. En hızlı geliştiği dönemlerden biri de 0-1 yaş arasıdır. Yaşamını kolaylaştıracak, özgürlüğü için gerekli oturma eylemini de bu dönemde öğrenmektedir. Bebekler kaç aylıkken oturmaya başlar diye kendi kendimize sorduğumuzda, öncelikli olarak yapmamız gereken bebeğimizin hazır olduğundan emin olmaktır. Aşağıda aylarına göre oturma sürecine geçiş aşamaları sıralanmıştır 1. Ay Bu ayda çocuğunuz sadece sırt üstü ve yüz üstü yatar pozisyonda kalabilir. Başında ve vücudunda istekli hareketlenme gözlenmez. 2. Ay Özellikle ayın sonuna doğru, yüz üstü yatarken başını kısa süreliğine kaldırabilir ve sağa sola çevirebilir. 3. Ay Karnının üstünde yatarken dirseklerinden ve kollarından destek alarak gövdesini kısa süreliğine kaldırabilir. Yan yatarken kendini çevirmeye başlar. 4. Ay Özellikle baş, boyun ve sırt kasları kuvvetlenir. Artık vücudunu döndürmeye başlar ve kafasını daha uzun süre dik tutmayı başarır. 5. Ay Bebeğiniz kendini istediği yöne rahatlıkla döndürebilir. Yatağında yerini değiştirir. Karnının üstündeyken bacaklarını ve kollarını kullanarak ileriye hareket edebilir. Kucağınızda ve diğer yerlerde kenarlarından desteklendiğinde kısa süreli oturmaya başlayabilir. 6-7 Ay Bu aylarda yavrunuz artık desteksiz olarak oturmaya hazırdır ve boyun kaslarının gelişmesiyle birlikte başını kolaylıkla dik tutabilir. Oturabilme evresine gelen bebek, çevresini daha rahat gördüğü için bu durum onu çok mutlu eder. 8-9 Ay Otururken sağa sola hareket edip sallanabilir. Yatarken ve emeklerken kendi başına oturur duruma gelebilir ya da ayaktayken tekrar oturabilir. Anne ve babaların unutmaması gereken bir diğer konu da her bebeğin bu aşamaları farklı zamanlarda geçebildiğidir. Bazı bebekler erken dönemde oturma becerilerini geliştirirken, bazılarının desteksiz oturması 9. ayını bulabilmektedir. Yukarıda verilen zamanlar ortalama değerleri göstermektedir. Bebekler kaç aylıkken oturmaya başlar sorusunun cevabı, özellikle de kalıtımsal sebepler ve miniklerin hazır bulunuşluklarıyla değişkenlik göstermektedir.. Bebeğimizin Oturmasına Nasıl Yardımcı Olabiliriz? Doğduğunda küçücük olan yavrunuz kendi başına hareket edemezken hızlı bir şekilde büyüyerek; başını kaldırmaya, oturmaya, emeklemeye ve yürümeye başlar. İleride doğru duruş şekillerine ve sağlam bir kemik yapısına sahip olabilmesi için ebeveynler olarak bizlerin de çocuğumuzu desteklemesi gerekiyor. Bu gibi konular, bizim sağladığımız destekle birlikte miniklerin daha kolay atlatabileceği süreçler haline gelir. Bebeğinize Egzersiz Yaptırmalısınız! Yapılan araştırmalar, itibaren yaptırılan egzersizlerin onların bedensel ve zihinsel gelişimlerine olumlu katkılar sağladığını göstermiştir. İlk aylarda çoğunlukla masaj yapılması daha uygundur. 3-4. aylarından sonra aşağıdaki basit egzersizlerle kaslarının güçlenmesine ve oturma yeteneğini kazanmasına yardımcı olabiliriz. El bileklerinden tutarak kollarını sağa sola ve yukarı kaldırma. Sırt üstü yatan bebeğinizin ayak bileklerini kavrayıp önce tek tek daha sonra iki bacağını birlikte karnına doğru ittirme. Bacaklarının ikisini birlikte dairesel hareketlerle çevirme Karnının üstünde yatan bebeğinizin yüzü size dönük olacak şekilde karşısına geçip, ona seslenerek ya da bir oyuncak göstererek kafasını kaldırmasını sağlama. Ellerinden tutarak yavaşça beline kadar kalkacak şekilde kendinize doğru çekme. Bu hareketleri bebeğinize her yaptırdığınızda onun daha da güçlendiğini, artık kendi başına kalkmaya çalıştığını fark edeceksiniz. Bebekler ne zaman oturmaya başlar sorusunun cevabı, yavrunuzun yardım almadan yaptığı hareketlerinde saklıdır. Bu davranışları gözlemlemeye başladığınızda destekli oturma çalışmalarına başlayabilirsiniz. Egzersiz Sırasında Nelere Dikkat Edilmelidir? Yapılan egzersizlerin yararlı olması ve sağlık problemlerine neden olmaması için dikkat edilmesi gereken bazı kurallar vardır. Bu kurallara uyulduğunda yaptığınız jimnastik saatleri hem sizin hem de çocuğunuz için çok eğlenceli geçecektir. Hareketlerin yapıldığı zemine yumuşak kaymayan bir örtü serilmelidir. Miniğinizi terletmeyen rahat bir kıyafet seçilmelidir. Oda çok sıcak olmamalıdır. Basit ve onu zorlamayan hareketler seçilmelidir. Gün içerisinde 5’er dakikalık sürelerde birkaç kere tekrarlanmalıdır. Daha rahatlatıcı bir etki bırakacağı için banyo ve uyku öncesinde yaptırılmalıdır. Beslenmesine Dikkat Etmelisiniz! Yaşamın ilk yıllarını kapsayan süt çocukluğu dönemi, büyüme ve gelişme açısından çok hızlı ilerleyen bir süreçtir. Bu dönem, bebeğinizin yaşamını sürdürmesi için gerekli olan oturma ve yürüme gibi büyük motor hareketlerini öğrendiği zaman dilimidir. Dolayısıyla dengeli ve yeterli beslenme konusu da büyüme, iskelet sistemlerinin gelişmesi açısından büyük bir önem arz etmektedir. Bilindiği gibi ilk 6 ayda sadece mucizevi bir besin olan anne sütü ile beslemek yeterli olmaktadır. Ancak anne sütünün yetmediği durumlarda ve 6. aydan sonra doktorunuzun önerdiği ek besinlerle de yavrunuzun gelişimini destekleyebilirsiniz. Diyetisyen Beyza Uyan’ın kaleme aldığı bebek 0-6 aylık bebek beslenmesi ve 6 aylık bebek beslenmesi konulu yazılarımı okuyabilirsiniz. Aşağıdaki bağlantıları tıklayın. Büyüme Kontrolü Yapmalısınız! Büyüme, vücut ağırlığının yaşına uygun olarak artması anlamına gelirken, gelişme ise organların motor ve bilişsel becerileri yapabilmesi anlamına gelir. Her çocuğun gelişme hızı farklıdır ve birçok etmene bağlı olarak değişkenlik gösterir. Önemli olan aylık kontrollerin yapılarak yeterli büyüme ve gelişmenin sağlandığının saptanmasıdır. Oturma davranışının öğrenilmesi de gerekli büyüme ve gelişme düzeyinin yakalanmış olmasına bağlıdır. Sağlık merkezlerinde düzenli olarak yaptırılacak muayenelerle bebeğinizin yeterli düzeyde gelişim sağlayıp sağlamadığını gözlemleyebilirsiniz. Gerekli kontrolleri yaptırmanız, miniğinizde gelişimsel bir eksiklik varsa erken teşhisle birlikte tedavi sürecini de kolaylaştırır. Endişe Etmemizi Gerektiren Durumlar Nelerdir? Çocuklar zaman zaman gelişim süreçleri içerisinde bazı sebeplerle gelişim geriliği yaşayabilirler. Gelişim geriliği ile birlikte oturma gibi bazı yetenekleri kazanmada da geç kalırlar. “Bebekler kaç aylıkken oturtulur, yürütmeye başlamalı mıyım?” soruları ile birlikte gelişme geriliği problemi de karşımıza çıkabilmektedir. Bu durumun sebebi biyolojik olabileceği gibi çevresel faktörlerden de kaynaklanabilir. 3-4 aylık olan bebeğiniz başını kısa bir süre de olsa dik tutamıyorsa, itibaren desteksiz oturamıyor ve dengesini sağlayamıyorsa, Oturma pozisyonunda ağlıyorsa ve canının yandığını hissediyorsanız, mutlaka bir uzmandan yardım almanız gerekir. Ebeveynler zaman zaman kendi çocuklarını büyüme ve gelişme açısından diğerleriyle karşılaştırabilirler. Bazı konularda geri kalması, bebeğinizin öğrenemeyeceği ya da bir sorunu olduğu anlamına gelmez. Aile büyüklerinin, omurgası eğrilir düşüncesiyle 7 aydan önce oturtma çalışmalarını başlatmamaları da geç öğrenmeye sebep olabilir. Bebekler kaç aylıkken oturtulur sorusunun cevabı, araştırmalar sonucunda 3-4 ay olarak belirlenmiştir. Unutulmamalıdır ki, yetişkinlerde olduğu gibi bebekler de değişik becerilere sahiptir ve farklı becerileri farklı aylarda kazanabilirler. Bebekler ne zaman oturur sorusunun cevabını özetleyecek olursak; 4-5 aylıkken destekli, 6-7 aylıkken de desteksiz oturmayı başarırlar. Ona sevginizi vererek ve uygun egzersizleri yaptırarak bebeğinizin kısa zamanda oturmasını ve özgürlüğünün tadını çıkarmasını sağlayabilirsiniz.
İnsanlar da tercüme ediyor How about putting a human face on the guy whose job he took?Bu muhteşem süreçte parçalar birleşiyor tanınabilir bir insan yüzü oluşturuyorlar ve bu anne rahminde 2 ila 3 ay arasındaki bir sürede whole amazing processthe bits coming together to produce a recognisable human face happens in the womb between two and three bir insan yüz ifadelerini kolayca tanıyıp… eylemlerin anlamlarını yorumlayabilirken… otizm spektrum bozukluğu olan kişiler… insanların duygularını anlamakta zorluk an average person and interpret the meaning of actions a person with autism spectrum disorder can easily identify facial Indogene Lieutenant Bebe has assumed a human face and has tunneled in beneath the stasis adamdevasa karanlık bölgelerin yaratmış olduğu ve bazılarının gülümseyen bir insan yüzüne benzettiği man on the Moon…are these giant dark areas… that create what some people think looks like eyeballs… and a nose and a smiley onlara anlattığımız hikâyeyi desteklemek için bir insan yüzüne sahip olmak jüriyi etkileme açısından daima always good for the jury to- to have a human face to go along with the story that we tell them at bazılarıgizemli yer şekillerini incelemek için gitmek gerektiğini düşünüyor… devasa bir insan yüzüne benzeyen de eventhink we should go to investigate enigmatic landforms… including one that resembles an enormous human insanyüz tanıma sisteminde nasıl iki farklı kişi olarak çıkabilir?How could one man come up on facial rec as two different people?
insan yüzü ne zaman oturur